SÜREÇ & Ortak Yarın: “Hatay” Toplantısı Bilgi Notları

17 Kasım 2012

Konuşma Özetleri

I. Oturum: Müzakerelere Giriş

Murat Sofuoğlu: Bizim toplantımız politik bir toplantı değil. Akademik bir toplantı da değil. Birbirimizi daha fazla nasıl anlayabiliriz diyerek bir araya geldik. Biz sizlerden bu işin nasıl yapıldığını da öğrenmek için buradayız.

Hakikathepimizi bireysel veya toplumsal hayatımızda bir şekilde yakalıyor. Biz de burada hakikatin ortaya çıkmasını istiyoruz. Sizler de bu sebeple içinizden geldiği gibi konuşursanız, burada bir ilerleme kaydedilebilir. Herkesin hikayesi bizleri yenileyebilir ve sürecimizi devam ettirebilir.

Hatice Can:Hatay ve Türkiye savaş ortamlarında ne duruma düşüyor? Komşularla sıfır sorundan bugüne nasıl gelindi? Yanı başımızdaki savaştan Antakya nasıl etkilendi? Bunları konuşmamız gerekir. Ortak Yarının işlemesi için hukukun doğru işlemesi, yereli muhafaza ederken evrensel ile buluşulması gerektiğini düşünmekteyim. Ülkemizde bu konunun sıkıntılı olduğunu düşünmekteyim. 30 yıllık Kürt sorunu çözülmeden siyasi iktidar Kürt Açılımı, Alevi Açılımı ve Roman Açılımı yaparken nereye gelmişiz? Bir ötekileştirme yaşıyor muyuz? Evet sıkıntılarımız var.

Antakya’da çok kimlikli mozaik kendisini korusa da sürekli eksiliyor ve tutunmak için de kendisini zorluyor. Çoğunluk olanlar nasıl durumda? Alevilerin, Hıristiyanların, Musevilerin, Kürtlerin vb birbirleriyle sorunları yok. Sanıyorum ki anadilleri de Arapça. Anadil halkları birbirlerine yakınlaştıran bir araçtır. Ama hala kendilerini öteki gibi hissetmektedirler.

Suriye’de Türkiye’nin savaşa lojistik destek veren rolünün arttığı bir dönemde burada yaşayan insanlar nasıl kendilerini ötekileştirilmiş hissetmesin?

Bugün ortak yaşama iradesini halk kendisi koyacaktır. Yeter ki halkı ayrıştırmayalım. Halk kendi ortak yarınını kurabilecektir.

Jozef Naseh:İnsanlara yaşamayı öğretmemiz, yaşamla nasıl mücadele edebileceğimizi öğretmemiz lazım. Ben Hıristiyan-Ortodoks Arabım. Eğitim hayatım boyunca sıkıntılar yaşadım. Birçok okul değiştirmek zorunda kaldım. Türkçeyi 7 yaşımda biraz da zorla öğrendim.

Üniversitede okula en rahat giren çıkan da bendim. Ne sol, ne sağ grupları bana karışıyordu. Benim de bir kimliğim var diyordum ama anladım ki bu karmaşayı yaşamışım.

Özal döneminde siyasete girdiysem de kendisinden sonra partiden çıktım, CHP’nin kurucu üyesi olmama rağmen düşüncelerimden dolayı oradan da çıkartıldım. İsmimin bile telaffuzunu Yusuf diye yapmam gerektiği çokça söylenmiştir.

Hangi örgütlenme içinde olacağımı dahi bilemedim.

Şemsettin Günay:Hatay’da yakın tarihimizde etnik çatışmaların ortaya çıktığı 3 kırılma noktası var. Kozmopolit bir yapıya sahiptir. Birincisi Hatay’ın Fransızların işgalinde olduğu dönemdir. İkincisi ise 12 Eylül öncesi olarak düşünüyorum. Hatay’da sorunlar sağ-sol kavgası olarak doğsa da altında etnik çatışma vardır. Üçüncü kırılma noktası ise şu günlerde yaşadığımız Suriye meselesidir.

Suriye’deki savaş kendisine taraftar bulmak için mezhepsel bir rotaya evrilmiş, Hatay da bundan etkilenmiştir. Hatay’da insanlar kendi dini ve mezhebinden insanların yaşadığı komşularının yanında yaşamak istemektedirler.

Hatay’da ötekileştirme etnik yapılardan değil, aşiretler ve Çingeneler üzerinden bir ötekileştirme yaşanıyor.

Ahmet Hamdi Ayan: Alevilerin Cumhuriyet öncesi bir sorunları yok, Çanakkale’de çarpışmışlardır. Sorun Cumhuriyetle birlikte jakoben bakış açısından kaynaklanmıştır. Çok kültürlülükten tek kültürlülüğe geçilmiştir. Halkların birbirleri ile bir sıkıntısı yoktur. Bu bir kurgudur ve bu kurgu Cumhuriyettir. Tehcir, mübadele gibi tarihsel olumsuzluklar modern kültürün bir parçası olan cumhuriyetten kaynaklanmıştır diye düşünmekteyim.

Kenan Kahiloğulları: Hatay’da Alevi, Türk, Arap hepsini ve daha sonradan gelen insanlarımızı da Hatay olarak kabul ediyorum. Biz Lazkiye’den geldik. Suriye’den nasıl kopabiliriz?

Bazı söyleyemediklerimiz var. Ortak yarını nasıl oluşturacağız? Bana göre birbirimizle akrabalık, komşuluk kurarak birbirimize dokunarak oluşturabiliriz. Biz Samandağ’da yaşıyoruz. Ailelerin içerisinde bir ayrımcılık yok. Yarısı Hıristiyan olan aileler birbirlerine hiçbir ayrımcılık yapmaz. Zaten kendileri de başkaları tarafından öyle algılanıyor.

İsrail, Gazze’yi vurup insanları öldürdüğü halde, Suriye’de tank, top ile yığınak yapmışlar. Gücün yetiyorsa ve Müslümansan İsrail’e karşı tepki vermelisin.

Mehmet Yetmez: Hatay’da ötekileştirmenin ve mezhepler arasındaki ayrımın derinleşmesinde Suriye meselesi önemlidir.

Hatay’da cemaatler arasında bazı kırmızı çizgiler oluşmuştur. Alış-veriş yapıyor, geziyor ve hayatı paylaşıyoruz ama bazı şeylere geldiğimiz zaman ötekileştiriliyoruz. Ev tutarken Sünni olduğum için Alevi mahallelerinde bana ev vermediler. Sanırım Sünni mahallelerinde de aynı şeyler oluyordur. Bunlar doğru şeyler değil ben herkes için üzülüyorum.

Seçime bir sene kala herkes taraflara ayrılıyor ama ciddi anlamda bir ötekileştirme yok. Bu Lübnan’daki boyutlara varmıyor. Böyle bir ayrışma Hatay’da yok. Ama sosyal hayatın içinde bazı ötekileşme ve ayrıştırmalar görülüyor.

Yusuf Kılınç:Ortaklık kurulur, evlilikler kurulursa yeni bir kültür kurulur. Hatay’da geçmiş dönemde yaptıklarımız ve atalarımızın yaşadıklarını göz önünde bulundurun. Burada Suriye’ye mi, Türkiye’ye mi katılım olacak diye geçmişte referandum yapıldığında dışarıdan bir sürü insanlar getirilmiştir. Burada yapılan toplantılarda Beşşar Esad’ın resmi taşınmaktadır. Burada mazlum olan 4 milyon insan mülteci durumda. Suriye’deki olaylara yaklaşırken daha fazla sorumluluk taşımalıyız. Hatay, etnik alanda Türkiye’nin mikro örneğidir. Haritasını ters çevirip Türkiye haritasının üzerine koyduğunuzda bile neredeyse aynısını bulursunuz.

Lümeys Yetim:İlkokulda Arapça konuşanlardan toplanan paralar bir kutuya toplanırdı. Dilimiz unutturulmuş ve yok edilmiştir. Ortaokulda din dersinde öğretmen beni kaldırıp dua okutturacak ama ben bilmediğim için hocadan dayak yerdim. Hıristiyan çocuklar okumadığında ceza almazdı ama biz Müslüman olduğumuz için alırdık. Dilim Arapça olduğu için telaffuzda sorun yaşardım aslında.

Çocuklarımızda yaşadığımız ötekileştirme sıkıntılarını 80’lerde yaşadık. Bugünlerde de yaşıyoruz. Antakya’da insanlarımız oyuna gelmediler ama Başbakanımızın bazı sözleri bizleri incitmektedir. Buradaki mitinglere izin verilmiyor; ama yarın birgün insanlar patlama noktasına da gelebilir. Yağmur yağarsa kamplardaki insanlara ne olacak diye düşünüyorum.

Selim Kamacı: Hatay’da yaşayan Arap Alevileri bürokratik engeller ile karşılaşacaklarından dolayı Ortadoğu’ya açılmış ve işçilikten başlayan bir süreçle ticarete kadar devam etmiş ve ticaretlerini geliştirmişlerdir.

Arap ülkelerinden gelen turistler artmış, eğitimde öne çıkılmış, Suriye, Ürdün ve Lübnan’da önemli ticari atılımlar yapılmıştır.

Bu 30-35 yılda oluşturulan sınır ticareti bugünkü politikalar sonrasında dağılmıştır. Farklı dil, din ve inanç yapısıyla bir arada yaşayabilme duygusunu tehlikeye sokmuşlardır. Hizbullah, Müslüman Kardeşler ve El-Kaide gibi grupların aramıza girmesini de çok tehlikeli buluyorum.

Erol Aygen: Süreç Analiz’i çalışmalarından ötürü kutluyorum. İnanıyorum ki Hatay çok çok analiz edilmeli ve üzerinde durulmalı. Hiçbir seçeneğim olmadan dünyaya Sünni olarak geldim ve Sünni olmaktan da bir çekincem yok. Hatay’da Alevi vatandaşlarımızın sıcak tavrı önemlidir. İzmir, İstanbul ve Ankara’da gece 1-1.5’da bir bayan tek başına yürüyemezken Hatay’daki hoşgörü dillere destan bir durumdadır.

Çocukken Hz. Ali’yi rüyamda gördüğümde Anneme nedir bu Alevilik bu Sünnilik dediğimde annem; herkes Müslümandır Tıpkı Demokrat Parti ile CHP’nin arasındaki çekişme gibi bir şey vardır ama esasında hepimiz aynıyızdır demişti.

Burada Hatay’ın diğer illere göre genel kültür seviyesi çok yüksektir. Ama Türkiye’nin genel kültürü düşük sosyo-ekonomik yapısı düşük, toplumların nüfus üretkenlikleri hızlı bir şekilde artmaktadır. Genel kültürü yüksek ve sosyo- ekonomik yapısı yüksek nüfusun da artış hızı azalmaktadır. Bu analiz edilmelidir.

Türkiye burada BOP ile ayrıştırılmak istenen desenlerde kullanılmak isteniyor. Ama ırk bakımından farklılaştırılan din yönünden farklılaştırılan insanlarımız genel kültür ile göz ardı edilmemesi düşüncesindeyim. Bireyde biz aile fertleri olarak ihmal etmeyeceğimiz bir konu vardır. Ayıp, günah ve yasak. Bunlar öğretilmeli. Dini kurallarda günah, ahlak kurallarında ayıp, hukuk kurallarında ise yasak. Hatay’ın genel desenlerinde bunu görürsünüz.

Bugün Mısır’da bazı güçler Mısır Piramitlerinin yıkılmasından bahsediyorlar.

Ünlü bir Rus, bugün 3. bir dünya savaşı çıksa sadece Ortadoğu’da olur diyor.

Hatay, bölgelere ayrıştırılmıştır.

Mithat Nehir: Süreç Analiz’i temsilen bizi ziyaret ettiklerinde empati tabirini kullanmaları çok hoşuma gitmişti. Ben bu kavramı çok önemserim.

Üniversite yıllarımda neredeyse oruç yedi diye bıçaklanan öğrenciler vardı. Tek taraflı değildi tabi bu ama empati kavramını değerli buluyorum. Burada benim inancıma göre herkes bu ülkenin sınırları içerisinde bir arayış içerisinde. Kavga etmeden, birbirimizi kırmadan bir şansımız var mı diye bunu aramalıyız.

Kökleri çok öncelerden gelen sıkıntılar var.

Daha çok devletin temsiliyetinin örneği olarak ve lütfediyorum psikolojisi içinde ortaya çıkan hoşgörü kavramını doğru bulmuyoruz. Bize gerçekten saygı duymalısınız.

Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Hıristiyanlar ötekiydi. Peki bu ülkenin sahipleri kimdi? Bunun aşılması ve ortak bir irade oluşturulması gerekir. Buradaki ortam aslında buna müsaittir.

Burada en uçlar, en altlar bile bir araya geldiyse ortak bir şeyler bulabiliriz. En azından aynı sınırlar içerisinde yaşıyoruz.

Bu ülkede kim ne derse desin bir Kürt gerçeği var. Bugün geçmişe nazaran bu kabul ediliyor ve savaşın durdurulmasına dair en tepeden en diptekine kadar herkesin bir düşüncesi var.

Bugünkü Suriye meselesinde, böylesine Türkiye halkından destek alan Başbakanın dili doğru değil, inciticidir.

Alaattin Taş: Öncelikle böylesi bir araya gelişlerin çok önemli olduğunu belirtmek isterim. Sivil toplum kuruluşlarının zayıf olduğu ve etkisizleştirildiğini de çok iyi biliyoruz. Hem Hatay’da hem de Türkiye’de bu yetersizdir. Süreç Araştırma Merkezi’nin Ortak Yarın başlığını duyduğumda çok sevindim. Biz de Antakya’da bunu sağlamaya çalışıyoruz. Farklı kimlik, ideoloji ve dine sahip bir avuç insan birlikte oturup konuşmayı, Antakya’nın geleceği için neler yapabileceğimizi değerlendirmeyi düşündük. Tek düşüncemiz ortak yaşam zarar görmesin. Acı yaşaya yaşaya neredeyse güzel şeyleri de unutacağız.

Derhal müzakere masasına oturulmalıdır Suriye meselesinde. İnsani açıdan bu konuyu nasıl çözeriz diyebiliriz ama bir müdahaleyi ne Türkiye’den, ne NATO’dan ne de başka bir yerden doğru bulmuyoruz.

“Dünyanın hiçbir toprağı bir insanın canına değmez” diyor Gandhi.

Mehmet Aksu: Bir Sünni Türk olarak ben de en az sizden 10 katı kadar mevcut düzenden rahatsızım.

Abdülhamit dönemi meclis zabıtlarında Hatay’da Alevi topluluğun meclise bir yazı yazıp dinlerini öğrenemedikleri, yaşayamadıkları ifade ettikleri yazar. Bunun üzerine Abdülhamit 24 tane okul ve cami açmıştır ve hala devam etmektedir bir kısmı bunların. Alevi çocukların bu okullarda okutulmaması için gayret sarf edilmiş ve mezunlara iş verilmemiş. İstanbul’a giden bu bilgiler sonucunda bir rapor yazılmıştır. Raporda, 3 tane Antakyalı toprak ağasının Alevilerin eğitim gördüğünde tarlalarda ırgat gibi yok parasına çalıştırılmasının imkânsızlaştırılacağını düşündüğü için bu okulların işletilmesini engelledikleri ortaya çıkıyor.

Hatay’da siyasi kaygılarla adım atılması doğru değildir. Hatay’da bir Sünni belediye başkanı Alevi mahallesine hizmet götürdüğünde Sünni halk hemen “bak bu da bozuldu, bize bakmıyor” diyor. Yine aynı şekilde diğer inançtan insanlarda da bu görülüyor. Farklılıklarımızı mezhep gettolarına dönüştürmeden, birbirimizle yaptıklarımızı özel günlerimizi, inançlarımızı paylaşmalıyız.

İnci Karahan: Dinlemek önemlidir. Biz 3 aşamada dinliyoruz. Anne ve baba olarak bir şeyle uğraşırken dinliyorsak ya da dinler görünüyorsak bu işe yaramaz. Ama birisinin gözlerinin içine bakarak dinliyorsak işte o zaman anlıyoruz demektir (3.kulakla dinlemek). Bu anlamda bu camia gerçekten istisna ve mükemmel organize edilmiş. Bunu organize eden arkadaşlara gerçekten teşekkür ediyorum.

Herkes hikayelerini anlatıyor burada. Çocukluk dönemleri gerçekten önemlidir. Çocuklarımıza söylediklerimiz geleceği şekillendirebilir. Kriz anında çözüm yaratmak biraz daha sıkıntılıdır. Geçmişe dönük bir sürü sıkıntı içimizde dolaşıyordur çünkü.

Birbirimize kaliteli zaman ayırarak, ne dediğini dinleyerek bir değişim yaşayabiliriz. Ailelerde bir değişim olursa toplumlarda da bir değişim olabilir.

Bir an için bütün bayrakları ve sınırları unutalım ve insanlık için bir tane gezegen olduğunu hatırlayalım. Bu dünyanın kaynaklarını harcayarak savaşmak var ve bir de hepimizin bu gezegenin bir vatandaşı olduğunu bilerek en faydalı bir şekilde bu kaynakları kullanmak var. Barışçı çözümlere odaklanmak hepimize fayda sağlayacaktır..

Harvard Üniversitesi’nin bir çalışmasında birbirinden farklı disiplinlerden gelen insanlardan veya uzmanlardan oluşan ekiplerin yaptıkları çalışmaların daha yaratıcı olduğu ortaya konmuştur. Tabi bunun için bu farklı kesimlerden gelen insanların ortak çalışma alanında güven ortamı içinde olacağı duygusu sağlanmalı. Bu ekip, bu çalışma için iyi bir örnek olabilir.

II. Oturum: Müzakerelerin Açılımı

Ayhan Kara: Ortak bir yarından bahsetmeden önce ortak bir dünü konuşmamız gerekir. Hatay topraklarında 40 bin yıllık bir yaşam söz konusudur. Bu 40 bin yıl içerisinde ne yaşandıysa ben oyum. Bir mezhebe, zaman dilimine saklanıp kalmamak lazım. Dün, bugün ve yarın bir bütündür ve bunları ayırdığımız zaman tarih sayfaları içerisinde kaybolur gideriz.

Yasaklar üzerine kurulmuş bir devlet geleneği vardı geçmişte. Pasaport almalarımız bile yasaklanıyor, ağabeylerimiz nüfuslarını İstanbul’da gösterip yurt dışına çıkabiliyordu.

Bugün, kendi vatandaşına mermi doğrultan bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Bu insanlar devletten savaş istemiyoruz talebinde bulunmuştur. Hatay’daki hoşgörüyü kaybetmemek için uğraşsak da kaygı içerisindeyiz.

98 yılında Demirel, Hatay’a geldiğinde bugünkü gibi o gün de Alevi olan Samandağlılar, Suriye’den Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmesi için bağırmıştı. Demek ki sadece mezhepsel bir politika benimsemiyor bu insanlar.

Jozef Naseh: Biz din konularında eleştiri yaptığımızda hiciv kullanırız. Alt kimlikler geçmişte karşımızda değildi toprak altındaydı ve belirli bir demokratik sistem ve standartlaşan kültürel yapımız vardı. O kültürel yapı bozulunca toprağa gömdüğümüz sorunlarımız ortaya çıkmaya başladı. Şimdi bunları nasıl bir bahçenin içinde muhafaza edeceğiz diye düşünüyoruz. Kırsal alandan kente gelen yurttaşları eğer kent kültürüne uzlaştıramazsak, kendi küme kültürleri ile kente gelecekler ve bu da sorun oluşturacaktır.

Ben biraz Yahudi, biraz Türk, biraz Ermeni, biraz Arapım. Aklınıza ne geliyorsa ben biraz ondanım.

Mehmet İstanbullu:Sorunlar ya mücadele yoluyla ya da müzakere yoluyla çözülür. Müzakere yoluyla çözülmesi daha medeni olduğu kesindir. Hangi inanç ve düşünceden olursa olsun insan toplulukları birbiriyle anlaşabilir ve ortak yarınlar kurabilir ancak buna engel olan şey; bazı yöneticilerin hırslarıdır. Yöneticilerin bazıları insanların en hassas olan milli ve dini duygularını kullanıyorlar. Bölgemizde de böyle bir fitne ile karşı karşıya bulunuyoruz. Uluslararası güçler bölgemize demokrasi getireceklerini söyleyerek kendilerine bağımlı yönetimler kurmak amacıyla çalışmalara başlamışlardır. İran, Suriye ve Irak gibi ülkelere Vahhabi ve El- Kaide gibi gruplar yoluyla zarar vermek istiyorlar.

Enerji kaynaklarına hükmetmek ve İsrail’i rahatlatmak için taşeronlarıyla birlikte çalışıyorlar.

Hükümetimiz ne yazık ki bu savaşta taraf olmuştur. Savaşan taraftarların arasını bulması yönünde bir görev üstlenmeliydi. Dış müdahale olmaksızın bir çözüm üretebilirlerse daha iyi bir gelecek olabileceğini düşünüyorum.

Mehmet Yalçın: 2012 yılında Alevi-Sünni çatışması gibi bir tanımlama ile Suriye’de yaşananları tanımlamak doğru değildir. Saldırıya, tecavüze uğrayan ve tanıdığım Suriye’den gelenler var. Onlara kayıtsız kalamayız. Orada insanların başlarına her gün bombalar yağıyor ve biz, bize ne diyoruz. Bu doğru değildir.

Nevin Zeytineli:Başlığımız çok güzel. Hatay’ı kurtarırsak Türkiye’yi, Ortadoğu’yu kurtarırız. Geçmişte Suriye, Hatay’ı haritalarda kendi sınırlarında gösteriyordu. Ticaret yaparak ekonomik durumumuzu güçlendirirsek insanlara bakışımız daha iyi olur. Zamanında biz de iş adamları ile birlikte Suriye’ye gittik ve başbakan Muhammet Naci Itri bizi karşıladı. Kendisi Sünniydi. Bakanlar kurulunda da bir sürü Sünni vardı.

Monarşik yapılara karşı olduğumuz kadar oligarşik yapılara da karşı olmalıyız.

Yanımızda bir kargaşa varken tabi ki bir şeyler yapmalıyız. Ama Hatay’ın da mozaiğini bozmamamız lazım. Burada yaşayan 30 bin vatandaşımızın korkması lazım. Esad’a düşman binlerce insanın bölge içinde olması doğru değildir. Biz de mağdura ve mazluma yardım etsek de bu kriterlere dikkat ederek bölgenin dışına taşınmasını istedik kampların.

Başka bir ilde, bu kadar farklı inanç ve etnik gruba bağlı kişileri bir araya getiremezsiniz. Ama Hatay geçmişte çok sıkıntı yaşamış. Fransız işgali sırasında tek yürek olarak savaşmıştır. Hataylıların hoşgörüleri vardır. Başka ülkelerin sırtlarına dayanarak özgürleşen ülkelerin ne hale geldiğini gördük.

Hayrettin Neşeli: İyi bir Hıristiyan bana göre iyi bir Müslümandır. İyi bir Müslüman iyi bir Hıristiyandır. Türkiye’de ayrımcılık yapan bazı aydın grup ve yazarlar yüzünden toplumun birbirine düşmesini istemiyoruz.

Mehmet Emin Okuyucu: Alevi kardeşlerimizle birlikte yemek yedik, cenazelerine gittik ve onlar da memnun kaldılar. Birlikteliğimizin açık bir ifadesidir bu. Biz nasıl bir toplum istiyoruz, öncelikle bunu düşünmeliyiz. Dil konusunda sıkıntı yaşayan bazı arkadaşlar vardır, bunlar hayatın cilveleridir.

Jan Dellüller: Bir arada kardeşçe yaşama kültürünü içimize sindirmemiz insanları oldukları gibi kabul etmemiz ve onları sevmemiz lazım. Ortak Yarın Hatay güzel bir konu. Ama öncesinde Ortak Yarın Hatay’ın dününü iyi konuşmamız lazım. İnsanları hangi yargıyla yargılarsanız bir gün gelir o yargıyla siz yargılanırsınız. Olayın temelinde sevgi ve saygı çok önemlidir.

Meydan Çarşısı’nın camisinin restorasyonu için çarşı esnafı maaş toplarken Antakya’lı bir müslümana gitmişler ve kendisi para vermeyince bunu duyan gayri müslüm de neden bana gelmediniz demiş. Antakya’daki Hıristiyan doktorlar kendi kimlikleri ile değil Antakyalı olmanın kimliği ile işlerini yapmaktadırlar.

Benim yanımda Yahudi bir dostum da var. Bizleri görenler Araplar ile Yahudiler nasıl anlaşır, savaşıyorlar ne önerirsiniz diyorlar. Ben de birbirlerini affetsinler ve sevsinler diyorum. Yüreklerimizde Tanrının sevgisini ekmemiz lazım. Burada, Antakya’da insanların yüreklerinde Tanrı’nın sevgisi vardır.

Şaul Cenudi: Ankara’da Hatay günleri için gittiğimiz bir programda il müftümüz, ben ve Ortodoks cemaati temsilcimiz birlikte yemek yerken bizleri görüp konuşan bayanlar hoşgörümüze şaşırırlardı. Her dinin bayramını küçükken kendi bayramımız gibi yaşardık. Neler oldu da böyle şeyler yaşanıyor.

Mustafa Kemal Dağıstanlı: Gerek Hatay gerek Türkiye oyuna düşmemelidir. Bölgede bir oyun oynanmak isteniyor. Hatay bu oyuna düşmesin.

Herkes ne söylediğine dikkat etmelidir. Masanın arkasında konuşan insanlar dikkat etmelidir.

Mahmut Sönmez:Alevi ve Arap olduğum için çocukluğumda aşağılanma yaşadım ama bunun geçmişte kaldığına inanıyorum. Hatay’ın ortak yarını için bir şey yapmak gerektiğine inanıyorum. Sivil alanda toplumun örgütlenmesi için gerekli her çalışmayı yapmaya çalışıyorum.

Kimsenin kimseyi ayrıştırmadığı, şeklini şemalini, dilini dinin sormadığı bir süreç bırakabilirsek ne mutlu bize. Ancak o zaman insan olduğumuza ve insanlık görevini yerine getirdiğimize inanabiliriz.

Suriye konusunun bu kadar çok konuşulmasını doğru bulmuyor, zarar getirebileceğini düşünüyorum. Türk medyasının söylediği her 100 kelimenin 99’ı yalandır. Suriye’de savaşmak adına El-Kaide mensupları ülkelerinde hapishanelerden çıkartılıyorlar.

Cem Çapar: Hatay’da bu kadar çeşitliliğin olması bize zenginlik katıyor. Hatay mutfağı mesela. Arap, Hıristiyan, Akdeniz, 20 yıl Fransız işgalinde kalmamızdan dolayı Fransız, Türk mutfakları etkisi vardır.

Hatay’da yaşamak dilimize zenginlik katıyor. Arapça ve Türkçe biliniyor. Ben de 3 dil biliyorum. Arapça, Ermenice ve Türkçeyi gururla bildiğimi söylüyorum. İngilizce de biliyorum ama onu dilden saymıyorum. Onun için çaba harcadım, kitap aldım, kurslara gittim. Ama Hatay’da öğrendiğim bu 3 dil farklı.

Hatay’da yaşamak maneviyatımıza da zenginlik katıyor. Biz aynı Allah inancını yaşıyoruz. Bizim Paskalya Bayramımız Yahudi Cemaatinin de aynı gün bir bayramına denk geldi. Aynı hafta kutlu doğum haftasına da denk geldi. Aynı inancı 3 ayrı dinde yaşayarak birbirimizi öteki olarak görmüyor, insan olarak görüyor ve ilişkilerimizi öteki kavramı ile değil, komşuluk ilişkileri paydasında, sorundaşlık ilişkileri paydasında ilişkilerimizi kurup sağlıklı bir Hatay toplumu oluşturabiliyoruz.

Hatay’da herkes birbirlerinin sorunlarını çok iyi biliyor ve bu durumda herkes birbirinin haklarını savunuyor. Burada kuvvetli bir yapı var. Hatay’da oluşan iftiraların genel vücutta bir önemi olmadığını düşünüyorum.

Mustafa Öztürk: Ben Hatay-Yayladağlıyım. Okulumdaki Alevi öğretmenlerimizin taziyelerine, düğünlerine, bayramlarına gidiyoruz. Onlar da yine aynı şekilde bizlerin özel günlerine geliyorlar. Dolayısıyla yaratılmak istenen sorunların konjonkturel olduğunu düşünüyor ve suni olduğuna inanıyorum.

Kimse Hatay’da birbirini farklı inanç ve dilden diye ayıplamaz ve kötü gözle bakmaz. Temel sorun birbirimize karşı acabalar ve meraklardır. Arkadaşlarımızla dostlarımızla bir araya gelip konuştuğumuz zaman aradaki buzlar eriyor ve diyalog ortamı oluşuyor. O da bizim gibi bir insanmış diyoruz ve dostluklar da ilerliyor. O yüzden bu tür toplantıların çoğalması gerekiyor. Özellikle Hatay’da çoğalması gerekiyor.

Elbette ki kırmızı çizgilerimiz vardır. İnsanın olduğu yerde bunlar olacaktır tabidir. Herkesin aklı kendisine en iyidir. Herkes benim düşüncemde olacak diye bir yaptırım içine giremeyiz. Bu insanın tabiatına da aykırıdır zaten.

Kullandığımız dil önemli.

İsa Aydın: Beraber yaşadığımız bir memlekette ortak dünümüzü tespit edelim. Tek maddeden yaratılmadığımız için sıkıntılar olabilir. Ebrunun ya da mozaiğin bir tarafını çıkartırsanız ebru ya da mozaik olmaktan çıkar o şey. Balkanlarda Türk okullarını açarken, sadece Boşnak öğrenciler için okul açılsın dendiğinde, biz her kesimi içine alacak bir okul kurmak istedik ve bugün 7 etnik gruptan öğrenciler eğitim alıyor bölgede. Birbirlerini tanımalılar diye düşündük ve şimdi aynı şarkıları söylüyorlar.

Üslup çok önemlidir. Geçmişte yaşanan problemler vardır ama bunları dile getirirken de dikkat etmek gerekir.

Devlet millet için vardır.

Aşkın Demir: Ben bir Hıristiyanım. Babam 70’lerde sıkıntı çekmiş diye benim ismimi böyle koymuş. Ama ben çocuğumun adını Jan Piyer koyabilmişim. İnşallah o sıkıntılar geri gelmez. 

Hatice Can: Devletler halkının yararı için vardır ve insanın en temel haklarını güvence altına almak zorunda olan bir oluşumdur. Anadilimizi kullanma konusunda sıkıntı yaşadık. Arapçanın unutulmaması için çözüm üretmek zorundayız.

Diyanet işlerinin olmamasını düşünüyorum. Aleviler yok sayılıyor. Anadolu Alevileri ile birlikte Arap Alevileri 15 milyonu buluyor ama geçenlerde medeniyetler toplantısı oldu Hatay’da, dünyadan herkes geldi ama Aleviler orada da yoktu.

Hatay’ın Türkiye’ye katılma plebisitinde Suriye mi Türkiye mi diye bir ayrım yoktu. Türkiye mi, bağımsız diye mi bir plebisit yapıldı Hatay için. Hatay ismi de Türkleştirme operasyonunun adıdır. Eski Türk isimlerindendir. Antakya’yı da unutturmak isterler. O yüzden Hatay merkez yazar yeni doğan çocukların nüfus cüzdanında.

Mozaik ya da ebru evet, ben de Ebruyu severim. Ama mozaikten farklı olarak Ebru’da geçiş vardır. Birbirini olumlu olarak etkilediği bir ortamı yansıtır.

Amik Gölü kurutulduğunda tek santimi Alevilere verilmemiştir. Nüfus planlaması yapılmaktadır burada. Şu anda Hatay’daki demografik yapının değiştirilmesi için göç ettiriliyor. Afgan Özbekleri de var bu coğrafyada ama onlar çok kapalılar sanırım gelenek göreneklerini çok kapalı yaşıyorlar.

Devlet Hatay’ı hep yok saymıştır. Yurt dışı işçiliği refah seviyesini yükseltmektedir. Ailelerini götürmedikleri için parayı buraya gönderiyorlardır.

Suriye’de sığınanlara karşı bir refleks olacağını düşünmüyorum. Sığınma hakkı en temel haktır. Ama Özgür Suriye Ordusunun etrafta dolaşıp buradan oraya gittiğinin konuşulduğu bir dönemde, Antakya sınırlarının savaşın aracı olarak kullanılması herkesin dikkatini çekecek bir konudur. Her toplum kendi demokrasisini kendisi üretmelidir. Irak örneği ortadadır. O yüzden kesinlikle işgal olmamalı, müdahale olmamalıdır.

Lümeys Yetim: Büyükşehir yasası Hatay’da problem oluşturacaktır. Alevilerin olduğu bir yere neden Sünni bir imam gönderiliyor? Bizden Alevilerden dini bilen yok mudur?

Şam’da bir patrikhanesi var arkadaşımızın, peki neden Antakya’da yok? Kendisi burada hem de.

Bir umudum var. Bir anayasa. Burada benim haklarımın yazılmasını istiyor ve hangi iktidar gelirse gelsin değişmesin istiyorum.

Jozef Naseh: Suriye’de olayların yaşandığı bölgeler buranın bir parçası. Hepimizin bir parçası var orada. Suriye’nin yönetimi önceden nasıl kuruldu biliyor musunuz? Baas fikrini kuran üç kişiden biri Hıristiyan, biri Alevi biri Sünniydi. Baas fikrini ortaya atarak Irak’a kadar götürdüler. Bu kanatlardan birinin yok olması tüm dengeyi bozuyor ve biz de o dengeler üzerine çatışıyoruz.

Fransa işgal ettiğinde Hatay’ı, demokrasiyi öğretti bize. Ermeni, Rum ve Alevi milletvekilleri vardı. Bu demokratik bilinçle Türkiye cumhuriyetine adapte olduk. Tercih aydınlanmadan yanaydı. Atatürk’ün o dönemde yaptığı harf devriminden diğer devrimlere kadar etkiliydi tercihlerde.

Toplumsal uzlaşı olarak parada uzlaşabiliriz.

Mehmet Yatmaz:Hatay ismi esasında Hattilerden Hititlerden geliyor.

III. Oturum: Gözlemler & Sonuçlar ve Reçeteler

Ali Doğan: Kin insan yüreğinde çok büyük bir yüktür. Böyle mesafe alınmaz. Sevgi en güzel şeydir. Hatay’da bunu görebilmek güzel bir şeydir. Mersin de Hatay gibi zengin etnik ve dini yapılara sahiptir. Ben Alevidir kestiği yenilmez zihniyetine karşı olduğum gibi Sünninin içine Yezid kokusu sinmiştir yanına yaklaşma zihniyetine de karşıyım.

Necdet Yıldırım: Belli ki Hatay’da yaşayan sizler bu durumdan son derece rahatsızsınız. Ben de birçoğunuz gibi Suriye’de demokrasinin olmadığına inananlardanım. Ne Türkiye’de ne de diğer Ortadoğu ülkelerinde demokrasi vardır. Dışarıdan kimileri ülkenizde demokrasi yok, biz ülkenizdeki muhalefete destek veriyoruz derlerse, biz dış etkiler, dış müdahale diye bağırıyoruz. Ülkemizdeki iç çatışmaları dış güçlere bağlıyoruz. Suriye olayında ise biz açıktan muhalefetle birlikte çalışıyoruz, Hatta Dışişleri Bakanı Katar’da muhalif örgütlerin liderlerini seçiyor. Bu nasıl Devlet politikasıdır, bu nasıl Dışişleri politikasıdır. Yarın öbür gün başka bir ülke bizim içimize müdahale ederse biz ne diyeceğiz. Devlet politikaları bölgesel, küresel ve ülkesel çıkarlar üzerine kuruludur. Devlet politikaları kin ve nefret üzerine, düşmanlıklar üzerine bina edilmez. İş adamları bölgesel çıkarlardan olumsuz etkilendi. Bölgede etkin olarak küresel güç olarak ABD orda etkin olacak. Bizim hiçbir çıkarımız yok.

Suriye’de yönetime getirilmesi için çabalananlar bari demokrat olsa. Küçücük çocukları ve teslim olan askerleri sivilleri yere yatırarak koyun gibi boğazlayan, El Kaidecilerin, Selefilerin, Vahabilerin, Müslüman kardeşlerin Demokrasiyi kuracaklarına nasıl inanabiliriz. Bu katilleri iktidara getirmek mi demokrasi olacak.

Benim vergimle bana ayrımcılık yapılmamalı. Biz Aleviler bizden alınan vergilerle Diyanete yapılan harcamaları helal etmiyoruz. Başbakan herhangi bir kimlikle ilgili olumsuz bir açıklama yaparsa bu doğru olmaz. Aleviler olarak, inciniyoruz. Bu nedenle de böylesi ırkçı ve kin, içeren söylemi kınıyoruz, kabullenmiyoruz.

Kısaca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Suriye politikasını ülkesel çıkarımızla ve bölgesel çıkarımızla bağdaşır bulmuyoruz.

Şenay Yıldız: Burada sıkıntı çektiğini söyleyenler genelde Arap Alevileri. Devletin mezhepçi yaklaştığını söylüyorlar ama kendileri de bence bu konuda biraz mezhepsel bakıyorlar. Suriye olayında Arap Alevilerinin, Aleviliklerinden dolayı mı yoksa Arap oluşlarından dolayı mı daha çok etkilendiklerini merak ediyorum.

Şener Aktürk: Çok boyutlu bir kimlik sorunu gördüm. Ortodoks vatandaşlarda, Yahudilerde, Alevilerde yaşadıkları ayrımcılığa dair sıkıntılarını paylaştılar. 1920lerde uygulanan ve empoze edilen Türkçe, Sünni Müslümanların da anlamadığı bir Türkçeydi. Patriğin ekümenliğini tanımayan zihniyeti de, Asuri Suryani patrikhanesini Suriye’ye yollayan zihniyeti de, Sünni Müslüman hanımın başını kapayarak kamuda çalışmasını engelleyen zihniyeti de, yani kamusal alanı her türlü etnik ve dini simgeden ayırmaya çalışan zihniyetle aynı görüyorum. Resmi politikayı gevşetmek gerekir.

Türkiye’de eğitimim sırasında da Musevi arkadaşlarım vardı ama onların Musevi olduklarını hiçbir zaman öğrenemedim. Çünkü onlar kamusal alanda kimliği olmadığından soyut ve renksiz bir kimliği benimsemek zorunda kalarak kimliklerini saklamışlardı. Bu da psikolojik travmalara sebep olmuş olabilir. Amerika’da eğitimime devam ettiğimde de Musevi okul arkadaşlarım vardı ama onları tanımış, Museviliğe dair bir şeyler öğrenebilmiştim. Çünkü onların orada kimliklerini yaşama hakları vardı.

Yeni Osmanlıcığı da doğru bulmuyorum. Osmanlı millet sistemini temsil etme noktasında şu an sadece Müslümanlar var. Osmanlı’da Mülüman, Yahudi, Ermeni ve Rum milletleri vardı. Osmanlı hoşgörülü derken de yaşanan belirli problemler vardır. Daha derin bir sorundur bu. O yüzden sadece tek Müslüman gruplarla yeni Osmanlıcılık olamaz.

Hatay’ın şansı, Türkiye’ye geç katılmasıdır. İlk 20 yılda yaşananları görmediği için şanslıdır. Hatay’a eleştirel zeka ve şans vermiştir bu yıllarda ülkeye katılmamış ve ulus devlet inşasına şahit olmamış olmaları.

Anayasanın kardeşlik söylevinden çıkarak bir kontrat olması lazım. Kardeş kavgaları da var. Amerika’da evlenenlerin %80’i kontrat yapıyor. Boşandıktan sonrası için. Anayasa da güçlü ve temel insan haklarını ele almalı ve korumalıdır. Açıkça hangi durumda neyin nasıl olacağı belirtilmeli.

Kaan Dilek: Burada toplumsal kesimlerin tutumları ve davranışları daha net. Sınırları içerisinde radikalleşmişler.

Hatay Suriye meselesinden doğrudan ve çok boyutlu etkilenmiştir.

Hoşgörünün özde mi sözde mi olduğuna dair bir endişeye kapıldım.

Ali Yaman: Ayrımcılıkla mücadeleyi ibadet olarak görüyorum ve bugün burada bunun yapıldığına inanıyorum.

Siyasiler ayrımcılık yapıyor ve ardından takipçileri de bunu yapıyor. Sonra da bu yapılan davranış şekli bizlere normalmiş gibi geliyor. Ayrımcı dilin mutlaka önlenmesi, bu ülkede siyasiler ve hepimiz bunun kötü bir şey olduğunu anlamamız gerekir.

Burada hepimiz kardeşiz şeklindeki arzulanan bir durumu varolan sorunları yok sayma şeklinde bir söyleme dönüştürmeyi oldukça yanlış buluyorum. Sorunlarımızı görmezden gelme, erteleme şeklinde değil de konuşarak ve her türlü sorunu ele alarak çözüme gidebiliriz. Herkes bir şekilde acı çekti diyerek özellikle de hakim kesimler, çoğunlukçu bir mantıkla sorunları çözmüyor, sürekli erteliyoruz.

Kürde ayrı, Araplara ayrı, Alevilere ayrı çözümler üretmek doğru değildir. Ya insan haklarını, inanç özgürlüğünü verirsin ya vermezsin. Verirsen zaten her grup inancını yaşar. Güç mücadelesi yapılırsa ve güçlü kimsenin dediği olursa çözüm olmaz. Oy gücüne dayalı bir yaklaşımla çözüm üretilemez, zaten üretilemiyor da. İnsanlığın bugün ulaştığı aşamada, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi tarihsel birikimin ürünü olan metinlerde yer alan ilkelerin ışığında çözüm üretmekten başka yol yok. 

Suriyelilerin bulunduğu mülteci kamplarının yoğunluğunun Hatay dışındaki illere yönlendirilmesi kararını doğru bir yaklaşım olarak görüyorum. Bu nedenledir ki, Hatay’da o ilk başlarda yaşanan gerilim nispeten azalmış gibi gözüküyor. Bugün Hükümetin politikasının daha realist bir çerçeveye oturduğu görülüyor.

Genel çözümler üretilmeli. Yamalar şeklindeki Kürt Çalıştayı, Alevi Çalıştayı çabalarının bir sonuç üretmediği görüldü. Siyasiler tarafından pek çok sözler verildi, ancak bir sonuç çıkmadı. Temel insan haklarının hayata geçirilmesi durumunda herkesin de sorunlarına çözüm üretilmiş olacaktır. 2012 Türkiyesinde ayrımcılık ve çoğunlukçu bir yaklaşım sorunlarımızın çözümüne değil, daha da kronikleşmesine yol açar.

Veysel Ayhan: Suriye ile ilişkilerin iyi olduğu dönemde herkesin Suriye algısı aynıydı. Şimdi Hatay halkı arasında bir çözülme, radikalleşme ve yakın çatışma unsuru var. Ayrışma, derinleşme ve çatışma izleniyor. Saflaşma var.

Çoğunluk olan gruplarda buyurgan ve devleti sahiplenen bir üslup var. Bu 2 ay öncesinde yoktu. Siyasal pozisyon alma var.

Burada 30-40 yıl yaşamak bence bir Antakya kimliğine sahip olmayı getirmiyor. Burada yüzyıllardır oluşan bir ortak kültür algısı olmalı. Saygı da değil, hoşgörü de değil ama içselleştirilmeli. Sizin gibi görmeli ve tanımalısınız eğer ortak bir kimlik varsa içselleştirirsiniz.

Genel itibari ile bakarsanız gençleriniz ayrı sizler ayrı bir siyasallaşma yaşıyorsunuz. Ortak bir tarih okumasına sahip değilsiniz. Herkesin Osmanlıyı okuması bir değil. Ortak nokta bu bölgede yaşıyor olmak. Herkes kendi mahallesinde yaşıyor bu da bunun göstergesi. Farklı grupların temsiliyeti noktasında ayrımcılık var. Bu da temsiliyet noktasında adaletsizliğin olduğunu ortaya koyar. Hoşgörü ile bu sorunlar geçiştiriliyor.

Suriye meselesi Hatay’ı mutlaka etkileyecektir. Herkesin Suriye’ye bakışı farklıdır. Kendimizi hangi alt kimlikle tanımlıyorsak öyle konum alıyoruz.

Gamze Güngörmüş Kona: İki katmanda değerlendirmeye çalışacağım. Kendimizin yarattığı sorunları başkasının yarattığı sorunlar gibi gösterip başkalarını suçladık. Kimi ulus devleti suçladı, kimi kemalizmin tek partisinin olumsuz etkisi olduğunu söyledi. Kimi de üsluplarından dolayı politikacıları suçladı.

Biz kimliklerimizi bir araç olarak kullanıyoruz. Bir yere taşımak için öncelikli rollerdir.

İnsanlar bu kadar bencil oldukça, kimlikler de hoyrat oluyor.

Biz hep “mış” gibi görünüyoruz. Bu toplantının isminin varlığı bile bir sorunu gösteriyor. Demek ki ülkenin ve Hatay’ın yarını ortak olamazmış gibi bir tehlike var.

Ait olduğumuz yerleri kutsuyoruz ve kutsadıkça da bir üstünlük meselesi olarak ele alıyoruz.

Sorun yok biz çok kardeşiz dediklerinde bir sorun vardır zaten.

Bizim konuşmamız gereken de şunlar sorun, şunları çözelim olmalı.

Buralar iç dökme rehabilitasyon toplantıları gibi geliyor. Sorun alanları, alt sorun alanları, uygun stratejiler ve mikro makro senaryolar yazılmalı.

Her şeyçe rağmen insanların yarı yarıya da olsa samimi olmalarını iyi görüyorum.

Çetiner Çetin: Bu ülkede bir an önce sivil bir anayasa olmalıdır. Çözüm için…Anadilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Hayrettin Neşeli: Türkiye’yi kuran irade Lozan antlaşmasında anadilde eğitimin yapısını tespit etmiştir. Anadilde savunma azınlıklar için olabilir ve gerektiğinde tercüman yardımı alınır. Ancak bunların dışındakiler Türkçe savunma olarak yapmak zorundadır.

Türkiye’de artık Türk’ün sorunu var.

Ömer Laçiner: Çok ciddi bir şekilde problem var. Ve en son Suriye olayında bu problem ciddi derecede oynadı. Rahatsız etmeye başladı.

15-20 yıl içinde Ortadoğu tekrar şekillenecek o eski devletlerin hepsi gidecek.

Ortadoğu bir ameliyat yeridir. Şu anda olan olay ameliyat yerini sızlatmaktadır. 

Şu anda Suriye’de 20-30 bin kişi öldü. Bunlar kolay hazmedilebilecek şeyler değil.

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi şansı kullanılmalıdır.

Maalesef ki ne kadar yanlış da olsa biz Suriye olayına dahil olduk ve artık gelecek bir Ortadoğu’da öyle de olsa böyle de olsa yer alacağız. Burada doğru yer almanın kararını vermeliyiz.

Hatay Osmanlı’dan son kalan topraktır. Farklı etnik gruplar açısından…

Gerçekten eşit bir toplum olmak istiyorsak toplumumuzun eşit zihniyetinin değişmesi lazım. Gerçekten eşit olmalıyız.

Yeni yollarla artık çözüm yolları bulmalıyız. Çünkü artık büyük öldürme araçlarımız var. Bir anda 50-100 bin insan ölüyor.

Suriye meselesi bir şeyin tetikleyicisidir. Bunları görmemiz lazım.

İnsanlığın ortak değerleri var. Bu değerleri hakim kılacak bir birliktelik şarttır.

Tarih boyunca en büyük insiyatifleri Türkiye yapmıştır. Bu bölgede en kalabalık toplum biziz. Eğer bu bölgede biz yeni medeniyetin temellerini atacaksak eşitlik temelinde yapmalıyız. Böyle bir zihniyet devrimi yapmalıyız. Eğer bu olmazsa maalesef ki bizi hep bencilliğe kendi kimliğimizin yalnızlığına itecektir.

Murat Belge: Konuştuklarımız bir dert dökme biçiminde cereyan ediyor. Biz hep sınırlar içinde kalıyoruz. Konuşulanlar hep belli bir sınırlar dahilinde konuşuluyor.

Türkiye heterojen bir toplumdan homojen bir ulus devlete dönüşmüştür. Burada da yeni durumları kabullenmekte problemler yaşıyoruz.

Hiçbir toplum tam mozaik bir toplum değildir. Her toplumda hem erimek isteyen bireyler vardır hem de erimek istemeyen bireyler vardır. Yani bazı insanlar (Yahudi, Çerkes, Laz ) kendiliğinden içinde bulundukları ulus devletle özdeşleşirler. Bazıları da kendi kimliğini korur ben hangi ulus devlette yaşarsam yaşayayım ben Yahudiyim, Çerkesim vs. der.

Türkiye’de kurulan ulus devlet içinde de bir cemaatin ötesine geçilemedi. Sünni Türk vs tarzında kaldı.

Biz Türkiye’de Ortak Yarın diye bir şeyi sıkı sıkıya sahipleneceksek bunu hangi yöntemle nasıl yapmalıyız. Biz bunu bulmalıyız. Eğer bunu yapamazsak bunu sadece bir felsefe olarak benimsemekten öteye gitmez bunu sadece benimseyen bir toplum oluruz.

Özgür eşit vatandaşlık bağıyla barışı sağlayabiliriz. Mevcut siyasi yönetim yapıyor mu yeteri kadar yapmıyor. Ancak burada kızıp suçlamak yerine sivil toplumumuzu geliştirerek burada öncü bir rol oynayabiliriz.

Reçeteler:

  • Cehaletle savaşmalıyız, sevgi bağlarını arttırmalıyız, karamsar olmamalıyız.
  • Hatay’daki huzur dinler üzerinden yapılamaz. Bu Suriye olayının dinsel gruplar arasındaki bağı germesinden ortadadır.
  • Hatay’ın kendi kentsel sorunlarında bir araya gelerek uzlaşalım.
  • Biz birlikte rahat olmalıyız; farklı gruplar Hatay için, hepimiz için, namusumuzdur, şerefimizdir. Onlara bir şey olmasına izin vermeyiz.
  • Yerleşim yerlerinin hala ayrı olması potansiyel olarak bir tehlike taşımaktadır.
  • Siyasetçilerin ve din adamlarının kullandıkları dile çok dikkat etmeleri gerekir. Çünkü bu kişilerin söylemleri toplumu rahatlatır ya da gerer.
  • Ötekileştirmek birbirimizi düşman yaptı. Biz birbirimize sahip çıkmalıyız; .diğer grupların dertlerini dert edinirsek sorunlarımız çözülür. Empati kültürünü geliştirmeliyiz.
  • Hep beraber nerelerde yanlış yapıyorsak oraları birlikte çözmeliyiz.
  • Evrensel insan hakları, evrensel demokrasi niyetiyle buradaki bütün sivil toplum kuruluşlarıyla bir bildiri yayınlayarak her sivil toplum kuruluşu imza atarak karar vericilere ulaştıralım.
  • Komşu ülkede insanların kafasına bomba yağarken bizim buna bigane kalmamız mümkün olamaz; o yüzden doğru müdahillik üzerinde düşünmeliyiz.
  • Dış politikamız Suriye konusunda fevkalade ağır bir hareket izliyor. Ve bunun bedelini Hatay halkı ödüyor. Türkiye mutlak ve mutlaka Suriye politikasını değiştirmelidir. Ve biz bu toplantının sonucu olarak bunu istemeliyiz.
  • Üç bacaklı bir çalışmanın daha yoğun olarak yapılması gerekli. Bunlardan birincisi akademik olarak bir envanter çıkarılması. Farklı etnik grupların olduğu gelişmiş ülkeleri incelemeliyiz. Bunu o ülkeler nasıl yapmış bakmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarının yaptığı çalışmaları da akademisyenlerin entegre etmesi lazım. Karar vericiler de uzun süreli değişmeyecek bir yol haritası yapmalılar. Müzakere teknikleri ve etkili iletişim teknikleri örgün eğitimin içine girmeli.
  • Hatay’daki halk savaş istemiyor barış istiyor diye bütün sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek ısrarla bu düşünceyi iletmeliyiz.
  • Hatay’daki zayıflayan ekonomik durumu göz önüne alarak bir ekonomik destek paketi hazırlanmalı.
  • Gerçeklerimizden korkmazsak sorunlarımızı çok daha kısa bir sürede çözebiliriz.
  • Hepimizi insani değerler bağlamında görmeliyiz. Herkesi olduğu konumda kabul etme ve bir araya gelerek çözme alışkanlığını kazanmalıyız. Birbirimizi tanımaya çalışmalıyız. Kullanılacak üsluplar ortak üsluplar olmalı.
  • Sevgi, dostluk, kardeşlik duyguları devam etmeli.
  • Farklılıklara tahammül etmeliyiz.

(Süreç Analiz, 23 Kasım 2012)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org