Krugman: Kolay ve Kullanışsız Ekonomi Bilimi

Birkaç gün önce piyasanın öncü dergilerinden biri olan The American Economic Review’da kulağa güvenilir ve otoriter gelen bir yazı okudum. Yazıda ayrıntılı bir şekilde Amerika’nın yüksek işsizliğinin derin yapısal kökenleri olduğu anlatılıyor ve Amerikan ekonomisinin hızlı çözümlere uyum sağlayamayacağı iddia ediliyordu. Yazarın görüşüne göre, Amerikan ekonomisi teknolojideki hızlı değişimlerle başa çıkacak kadar esnek değil. Yazı özellikle, işçilerin piyasaya uyum sağlaması adına yapılacak teşvikleri azaltıp, onlara zarar verdiği gerekçesiyle işsizlik sigortası gibi programların eleştirisini yapıyor.

Şunu söylemek zorundayım ki size söylemediğim bir nokta var; o da şu ki adı geçen yazı 1939’un Haziran ayında yayınlanmış. İkinci Dünya Savaşı patlak verdikten birkaç ay sonra, henüz daha savaşın içinde yer almamasına rağmen askeri yığınak yapmaya başlayan Amerika, piyasadaki durgunluğun derinliğiyle orantılı olacak şekilde büyük çapta bir mali teşviki uygulamaya koydu.

Ekonomide kısa zamanda iş imkanı yaratmanın imkansız olduğunu belirten bu yazıdan iki yıl sonra tarım dışı çalışan sayısı - bugünkü rakamlarla 26 milyona denk gelir- yüzde 20 oranında arttı.

Bir önceki ekonomik bunalım kadar kötü olmasa da yine de yeteri derecede kötü bir bunalım içerisindeyiz ve bir kez daha kulağa otoriter ve güvenilir gelen yazılar sorunumuzun kısa zamanda düzeltilemeyecek yapısal sorunlar olduğu konusunda ısrar ediyorlar. Onlara göre, tek sorumlu oldukları kısım olan uzun vadeye odaklanmalıyız. Aslında gerçek şu ki onlar derin bir mesuliyetsizlik içindeler.

Yapısal işsizlik problemimizin olduğunu söylemek ne anlama geliyor? Geleneksel açıklamaya göre Amerikan işçileri yanlış sektörlerde ya da kendi yetenekleriyle alakası olmayan işlerde çalışıyorlar. Şikago üniversitesinden Raghuram Rajan’ın büyük bir kitle tarafından söz edilen makalesine göre ekonomideki sorun, işçileri “şişirilmiş” emlak piyasasından, finans ve hizmet sektöründen başka sektörlere taşıma ihtiyacıdır.

Aslında hizmet sektörünün kişi başına düşen işçi sayısı oranının, onyıllardır aşağı yukarı belli bir çizgisi var fakat buna aldırmamak lazım. Buradaki asıl önemli nokta, tezin iddia ettiğinin aksine, kriz olduğu andan itibaren gerçekleşen işten çıkarılmalar, balon yıllardaki ekonominin gelişen kollarında olmamıştır. Onun yerine aynı 1930’larda olduğu gibi, ekonomi bütün tablo içinde iş kaybına uğramış ve bu her iş ve her sektörde vukuu bulmuştur. Ayrıca eğer sorun işçilerin yanlış yerde ve yanlış branşlarda çalışıyor olmaları olsaydı, kendi yetenekleriyle ilişkili ve doğru sektörlerde çalışan işçilerin maaşlarının artmasını beklenirdi fakat gerçek şu ki iş gücünde çok az bir kesimde maaş artışı gözüktü.

Tüm bunlar, yaşadığımız sıkıntının, aslında kendi rotasında gitmesi gereken yapısal değişikliklerin getirdiği acılardan ziyade ekonominin genel yapısı içerisindeki bir talep azalmasından kaynaklandığını gösteriyor ve bu talepteki azalma, ancak piyasadaki harcamaları yükseltmeyi hedeflemek için dizayn edilmiş hükümet programlarıyla çabucak iyileşebilir ve iyileştirilmelidir.

Peki ya öyleyse, sorunumuzun yapısal olduğunu iddia eden bu takıntılı baskının altında yatan sebep ne? Evet, tam anlamıyla takıntılı demek istedim. İktisatçılar bu konuyu yıllardır tartışıyorlar ve yapısalcılar için ne aldıkları cevapların ne de öne sürdüklerinin aksini iddia eden kanıtların önemi var.

Onların sorunumuzu derin ve yapısal olarak görmelerindeki sebep, bana göre, harekete geçmemenin, işsizlikteki bu kötü durumu düzeltmek adına hiçbir şey yapmamanın bir bahanesi.

Tabi ki yapısalcılar bahane üretmediklerini söylüyorlar. Kendilerinin asıl noktasının kısa zamanda çabuk değişimler yapmaktan ziyade uzun döneme odaklanmak olduğunu belirtiyorlar. Uzun dönem politikasının nasıl olmasını gerektiğini açıkça belirtmekten çok uzak olmalarının yanında gerçek şu ki iddia ettikleri şeyler işçilerin ve fakirlerin canını acıtıyor.

Neyse ki John Maynard Keynes bu savı savunanların nasıl insanlar olduklarını 80 yıl öncesinden çok iyi idrak etmiş: “Uzun dönem şu anki durumları anlamak için yanlış bir rehberdir. Uzun dönemde hepimiz öleceğiz. İktisatçılar kendilerine kolay ve bir o kadar işe yaramaz bir çalışma alanı oluşturdular. Fırtınalı günlerde onların size söyleyebilecekleri tek şey fırtınanın uzun süreceği ve denizin bir gün tekrardan düzeleceğidir.”

Şu anki işsizlik ile ilgili olarak hiçbir şey yapmamak acımasız ve randımansız olmanın yanında kötü de bir uzun dönem politikasıdır. Yüksek işsizlik oranının çürütücü etkisi ekonominin üzerine yıllardır bir gölge gibi çökmektedir. Her zaman kendini beğenmiş politikacılar ya da alimler, bütçe açıklarının gelecek nesillere nasıl bir sorumluluk yükleyeceği konusunda konuşup dururlar.

Gelecekteki borç yükünün, şu anki Amerikan gençliğinin karşılaştığı en büyük problem olmadığını hatırlayalım; bu arada harcamalarda kısmaya gitmenin o sorumluluğa bir faydası olmaz, aksine zararı olur. Bu iş olanaklarını daralttığı gibi, yeni mezunların iş hayatına başlamasını da engeller.

Yapısal işsizlikle ilgili tüm bu konuşma gerçek sorunlarla yüzleşmemek ondan kaçınmak içindir ve kolay, kullanışsız bir yolu tedavüle sokmak içindir. Ve şu an onu durdurma zamanıdır.

Çeviren: Doğanay Pehlivan

(NYT, Paul Krugman, Easy Useless Economics, 10 Mayıs 2012)

Çeviren: 

Doğanay Pehlivan

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org