İsrail'in JPPPI* Uzmanı Shalom Salomom Wald ile Söyleşi

1936 yılında İtalya’da doğan Shalom Salomon Wald, İsviçre’nin Basel Üniversitesi’nden mezun oldu. Basel Üniversitesi’nde Karl Jaspers’in öğrencisi olarak tarih ve felsefe okudu; ekonomi, sosyoloji ve din tarihi alanında da doktorasını yaptı. Wald 1964–2001 yılları arasında batı dünyasının en ünlü düşünce kuruluşu olan OECD’de çalıştı. Salomon Wald eğitim, bilim ve teknoloji politikaları alanlarında uzmanlaştı (bu alanlar; teknoloji açıkları, inovasyon, endüstri-üniversite ilişkileri, fosil yakıtları üzerinde AR-GE vb.). Wald ayrıca OECD’ye üye ülkeler ile yakın çalışmalar yürüttü. OECD’deki son yıllarında bio-teknolojiye yoğunlaşan Wald OECD’nin bio-teknoloji alanında Bilim&Teknoloji programını başlattı ve Bio-Teknoloji Birimi’nin başına geçti. İsrail içinde çeşitli projelerde çalışan Wald, “İsrail’de Bilim, Teknoloji ve Endüstri” başlıklı raporunu yayınladı. OECD’den ayrıldıktan sonra Kudüs’teki Yahudi Toplumunun Politika Planlama Kurumu’nda (JPPPI) kıdemli uzman olarak göreve başladı. Wald’ın “Çin ve Yahudi Halkı: Yeni Çağda eski Medeniyetler” kitabı 2004 yılında İngilizce ve 2005’te İbranice yayınlandı. Şimdilerde bir medeniyet olarak Yahudi toplumunun gelişimi ve düşüşünün yanı sıra Yahudi toplumunun bilim ve teknolojiyle ilişkileri konularında çalışan Wald ile Murat Sofuoğlu'nun İsrail Başkanlık Konferansı'nda yaptığı söyleşiyi okuyucularımıza sunuyoruz.

Click For English

Çeviren: Mustafa Kuşçu

Murat Sofuoğlu: İlk olarak İsrail’in şu andaki durumu ve Müslüman ülkeler ile özellikle de Türkiye ile ilişkileri konusundaki düşüncelerinizi sormak istiyorum.

Shalom Salomon Wald: Bu çok zor bir soru. Türkiye ve İsrail arasında iyi ilişkiler olması beni çok memnun ediyor ama bu ilişkiler daha iyi olabilir. Hem İsrail hem de çağdaş Türkiye Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntılarından doğmuştur. Bu, geleceği ellerinde yoğurup modern Türkiye’yi yaratmış olan büyük insan Kemal Atatürk Paşa sayesinde olmuştur. Öte yandan İsrail de çok sayıda Yahudi’nin öldürüldüğü kıyametin benzer yıkıntılarından büyük insan Ben Gurion sayesinde doğmuştur.

İsrail’in kuruluşundan beri tüm devlet adamlarının Türkiye’ye yakınlık duyup Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istemesi mutluluk vericidir. Elbette Türkiye kendi gelişim sürecini yaşamaktadır. Hem Türkiye’de hem de İsrail’de “geri tepme” türünde bir durumla karşı karşıyayız. Eski din geri dönüyor ve biz bu iki ülkenin bu durum karşısında nasıl bir tepki göstereceklerini bilmiyoruz.

Türkiye, İsrail ve Yahudi halkı arasındaki ilişkilerin gelişeceğini umut ediyorum. Türkiye’nin deneyiminin ve geleceğe dair değerlendirmelerinin sadece İsrail için değil, aynı zamanda İslam dünyasının geleceği için de çok değerli olduğuna inanıyorum. İslam dünyası gelişip başarılı olmak istiyorsa Türkiye’nin yolunu takip etmelidir. İslam dünyası böyle yapmazsa dünyada çok büyük sıkıntılar yaşanacaktır. Türkiye çağdaş olmalıdır… Şunu demek istemiyorum… Türkiye’de olanları eleştirmek istemiyorum, türban veya değil… Bu benim sorunum değil ama Türkiye çağdaşlaşmaya ve çağdaş dünyanın değerlerini İslamiyet’in değerleri ile harmanlamaya etkili bir şekilde teşebbüs etmiş yegâne Müslüman devlettir ve şu ana kadar bunda da başarılı olmuştur. Bu yüzden Türkiye’nin İsrail’le olan ilişkisinin İsrail’in İslam dünyasında kabul görmesi ve insanlığın geleceği için vazgeçilmez olacağını düşünüyorum.

Türkiye birçok bakımdan çok önemli bir ülke. Yakında çıkacak olan kitabımda İsrail ve Türkiye’nin kaderini karşılaştırdığım küçük bir bölüm olacak. İki ülkedeki benzerlik, reform ihtiyacı ortada. İsrail bir gün içerisinde doğmuş değildir. Uzun bir Siyonist tarihi olan İsrail’i değişimi isteyen insanlar kurmuştur. Türkiye (Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi) çağdaşlaşma taraftarı kurucusu tarafından çağdaş bir ulus-devlet olarak kurulmadan önce uzun bir çağdaşlaşma süreci yaşamıştır. Türkiye’nin yenilikçileri Osmanlı İmparatorluğu’nun hayatta kalması için çabalamalarına rağmen İmparatorluk’un XX. Yüzyıl koşullarında hayatta kalamayacağını gördüler.

Bir büyük adam ve yenilikçiler Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntılarına dayanarak Türkiye’yi değiştirdiler. İsrail’de de çok benzer bir tarih görüyoruz. Diğer bakımlardan da çok büyük benzerlikler mevcut. Birçok insan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve İsrail’in bir geleceği olabileceğine inanmadılar. İsrail zaferleri ile Arap devletlerinin saldırganlığını sindirirken Türkiye de Yunanistan’ın saldırganlığını sindirdi. İki ülke de yabancı güçleri ülkelerinde kovarak gelecekte de var olacaklarını gösterdiler.

Bir diğer benzerlik ise mülteci sorunu bakımından mevcuttur. Arap ve İslam dünyasından bir milyon Yahudi, sınır dışı edilmeleri üzerine İsrail’e göçmüştür. Ve siz de Yunanistan ve Türkiye’yi sonunda nüfus mübadelesi yapmak zorunda bırakan mülteci sorununu yaşadınız. Bugün sorununuz yok. Biz ise Arap dünyasının bu tür mübadeleye yanaşmaması nedeniyle bir trajedi yaşıyoruz. Yahudileri sınır dışı ettiler ve bugün bu Yahudiler İsrail vatandaşı. Fakat Araplar Filistinli göçmenleri kabul etmiyorlar. Bu bakımdan çok büyük bir avantajınız var.

Türkler ve Yahudiler arasında ilginç bir ilişki mevcut. Mesela yalanlansın ya da yalanlanmasın Arthur Koestler’in 13. Kabile’sinde yazdığı gibi (The 13th Tribe) Aşkenazi Yahudilerinin büyük bir bölümünün köken olarak Hazar Türklerinden geldiği yönünde bazı iddialar var. Ayrıca Sefarad Yahudilerinin de İspanya’daki 1492 felaketinin ardından Türkiye’ye Osmanlı Türkleri tarafında getirildiğini hepimiz biliyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu Katoliklerin İspanya’da kovduğu Yahudileri kabul etmekle Yahudi halkına çok büyük bir iyilik yapmıştır. Bu dönemde Osmanlı Türkiyesi’nin Yahudi nüfusunun büyük bir kısmını kurtardığı açıktır. Hayatta kalıp gelişmelerine imkân tanındığı için Yahudiler müteşekkir olmalıdır. Bu işin bir boyutu.

Öte yandan, Hazar ve Aşkenazilere ilişkin hikayeler için ciddiye alınmaması gereken kışkırtıcı kitaplar yazmaktan hoşlanan bir adam var. VIII. yüzyılda Museviliğe geçen Türklerin olduğu tarihi bir gerçekliktir. Bu doğru ve gerçekten ilginç bir hikayedir. X. yüzyılda Rusya genişleyip Hazarları tarih sahnesinden sildiği için Hazarlar hakkında bildiklerimiz oldukça sınırlı. Elbette Yahudiler ile Hazarlar arasında gerçekleşen evlilikler neticesinde bugün Yahudilerin damarlarında bir miktar Türk kanı dolaşmaktadır. Fakat Aşkenazi Yahudileri Hazarların soyundan gelmemektedir. Bu gerçek değil. Gerçek olan, son zamanlarda yapılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı gibi Yahudi genlerinin; Türk, Kürt ve Ermeni genlerine Arap genlerinden daha yakın olduğu gerçeğidir. Yahudi tarihi ve İncil, atamız İbrahim’in Türk sınırına yakın Kuzey Irak dolaylarında bir yerden geldiğini söylüyor.

Hebrew Üniversitesi’nden Ariel Oppenheimer isminde bir profesör çeşitli halkların genetik araştırmasını yaptı. Profesör numuneleri Orta Doğu nüfuslarından aldı ve eski Yahudi nüfusu ile en büyük benzerliği haiz olan günümüz Yahudilerinin genlerinin, Araplardan ziyade Türkler, Kürtler ve Ermeniler ile daha büyük benzerlikler sergilediğini sonucuna ulaştı. Bu insanlar söz konusu bölgede atalarımız gibi 4,000 sene önce yaşamıştır. Çok eski bir şey görmek istiyorsanız bakmanız gereken Hazarlar değil budur.

*JPPPI: Yahudi Toplumu Politika Planlama Enstitüsü

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org