İsrail İzlenimleri

Kudüs

Çatışma uçlarının birbirine çok yakın olduğu ancak tarih boyunca sosyolojik realiteler içinde birbirlerine çok yakın bir şekilde yaşamayı başarmış Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarının her biri için kutsal olan şehir. Şehrin siyasi olarak hangi gücün eline geçtiği şehirde yaşayan unsurların durumunu etkilemekle birlikte şehrin dünya tarihi içinde tüm dinler için temsil ettiği anlamın değişmesi imkan dahilinde gözükmüyor. Hiçbir siyasal güç Kudüs’te Hz. Muhammed’in miraca yükseldiği, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği ve Hz. Süleyman’ın Tapınağı’nın yapıldığı ve yıkıldığı inançlarını değiştirecek güce sahip gözükmüyor.

Üç tek tanrılı dine inananlar bu inançlardan vazgeçmedikleri sürece sözkonusu inançları muhafaza maksadıyla yapılmış mabetler –Mescid-i Aksa (Al Aqsa Mosque): Miraç, Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi: Hz. İsa’nın gömüldüğü mekân ve Ağlama Duvarı (Western Wall: Wailing Wall): Hz. Süleyman Tapınağı’nın yıkılması sonrası kalan Batı Duvarı- Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler için kutsallıklarını koruyacaktır. Bu manada Kudüs’ün tekil manada Müslümanlaştırılabilmesi, Hıristiyanlaştırılabilmesi ya da Yahudileştirilmesi söz konusu mabedlerin varlığı nedeniyle imkân dâhilinde değildir. Mezkûr mabedlerin yapılmasına temel teşkil eden olaylar mabedlerin temsil ettiği dinlere inanan insanlar için temel bir akaid meselesi olduğu için olayların gerçekleştiği Kudüs tüm dinler için kutsallığını korumaya devam edecektir. Bu yöndeki bir tavır tüm dünyada söz konusu inançların sahipleri tarafından tepkiyle karşılanacaktır.

Bu noktada İsrail askerlerinin önünde nöbet tuttuğu Mescid-i Aksa’ya yalnızca Müslümanların girmesine müsaade edilen bir ortamın Kudüs’te oluşturulması üzerinde düşünmeye ihtiyaç vardır. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği ve gömüldüğü yer olarak inanılan Kutsal Mezar Kilisesi’ni ve Ağlama Duvarı’nı her dinden insan ziyaret edebilmekle birlikte Mescid-i Aksa’yı yalnızca Müslümanlar ziyaret edebilmekte ve Müslüman olup olmadıkları da avlu girişinde sorgulanmaktadır. Bu durumun tüm dünyada Müslümanlık bağlamında oluşturulan tansiyon yüksekliğinin Kudüs’te kendini göstermesi olarak da algılanabilir. Diğer yandan sözkonusu algılama Müslümanların normalleşemediği düşüncesinin de dünya kamuoyuna yayılmasına hizmet etmektedir.

Müslümanların normalleşmesi sorunu üzerinde de düşünmeye ihtiyaç vardır. Kudüs üç tek tanrılı dinin varlığını simgeleyen tüm özelliklerine karşı şehrin hakim tepesinde yer alan Harem’ül Şerif’te yer alan Kubbet’üs Sahra ve Mescid-i Aksa camileri ve Haçlı Seferleri’nin inkitaya uğrattığı birkaç yüzyıllık müktesebat dışında son 13 yüzyılın önemli bir periyodunda Müslümanlar tarafından yönetilmiş oluşu ile dikkat çekmektedir. Böylesi bir tarihe sahip bir şehrin hâkim tepesinde yer alan Harem’ül Şerif’e 14 Mayıs 1948 tarihinde kurulmuş İsrail devletinin askerlerinin izni ile girmeye müsaade edilen Müslüman Kudüs halkının normal bir psikolojiyi sergilemesi imkân dâhilinde değildir. Kuşkusuz bu anormal durum dünyanın başka yerlerinde bulunan Müslümanlar için de temel bir adaletsizlik ve haksızlık abidesi olarak algılanmaktadır. Kudüs’ü tanıtan film gösterimlerinde ve en basit Kudüs kartpostallarında -ki bunlara İsrail devletinin bizzat kendi yaptığı tanıtımlar da dâhildir- bile altın kubbeli Kubbet’üs Sahra kendini göstermektedir. Herhalde yalnızca bu hal bile Kudüs’ün kimliği ile ilgili bir şeyler söylemektedir.

İsrail Başkanlık Konferansı: “Yarınla Yüzleşme”

İsrail’in geleceğini tartışmaya ve müzakere etmeye adanmış konferans Kudüs’ün 1948 yılında işgal edilmiş batı yakasında bulunan bir büyük konferans merkezinde düzenlendi. Üç gün süren ve dünyanın her yerinden üst düzey insanları bir araya getiren konferansa katılımın önemli bir ölçeğini dünyanın farklı bölgelerinden gelmiş Yahudi toplulukların temsilcileri oluşturdu.

IMF şefi Dominique Strauss-Kahn, ABD’nin eski Ortadoğu Koordinatörü Dennis Ross, US News & World Report baş editörü Mortimer Zuckerman, The New Republic editörü Leon Wieseltier, Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder, Anti-Defamation League Direktörü Abraham Foxman konferansa konuşmacı olarak katkı yaptılar. Bununda dışında Henry Kissinger, Henry Bernard-Levy, Vaclac Havel, Joschka Fischer gibi yüksek profilli şahsiyetler de konferansta görüşlerini ortaya koydular.

İlk gün organizasyonlarından biri olan Başkanlar Paneline Şimon Peres evsahipliği yaparken eski Britanya başbakanı Tony Blair de oturumun yöneticiliğini yaptı. Oturuma Polonya, Ukrayna, Litvanya, Slovenya, Arnavutluk, Moğolistan, Burkina Faso, Hırvatistan, Ruanda, Uganda devlet başkanları katıldı. Oturumun katılımcılarından eski Sovyet lideri Mihail Gorboçov en fazla alkışı alanlardan olurken eski Fransız Cumhurbaşkanı Mitterand’ın danışmanlarından Attali Jacques da görüşleri ile dikkat çekti. Konuşmalarda genel olarak İsrail’e olan destek vurgulandı.

Diğer yandan İsrail politikası bakımından da konferans tam kadro kendini gösterdi. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in konferansa evsahipliği yapması bir yana başbakan ve Kadima Partisi başkanı Ehud Olmert, İşçi partisi lideri ve Savunma Bakanı Ehud Barak, Likud lideri Benyamin Netanyahu, Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, İsrail’in ultra-Ortodoks partilerinden Shas lideri ve Endüstri ve Ticaret Bakanı Eli Yişai konferansta konuşmalar yaptılar. Konuşmalarda İran’ın nükleerleşmesinin oluşturduğu tehdit öne çıkarken Kudüs’ün İsrail’in “ebedi başkenti” olduğu da vurgulandı.

14 Mayıs akşamı 60. yıldönümü kutlamaları münasebeti nedeniyle düzenlenen gala sonrası aynı nedenle İsrail’de bulunan ABD Başkanı Bush’da bir konuşma yaptı. Bush podyuma çağrılması sonrası uzun süre hazirun tarafından ayakta alkışlandı. Bush öncesinde konuşan İsrailli liderler gibi Başkan da 60 yıllık Amerika-İsrail dostluğuna dikkat çekti. İsrailli liderler ise İsrail’in başka hiçbir ülkeye Amerika gibi güvenmediğine dikkat çekerken Bush’a da övgü yağdırdılar.

Üç günlük konferans boyunca Yahudi Medeniyeti’nin yükselişi ve gerilemesinden, dünya ekonomisinin geleceği, İsrail’deki Arap-Yahudi İlişkileri, Bilimsel geleceğin sorunları, 21. Yüzyıldaki Yahudi eğitiminin önemi, İsrail gayrisafi milli hasılasının dünya ekonomileri ile rekabet şansı, Yahudi-Çin ilişkileri, ‘Yeni Ortadoğu’ neden ortaya çıkmadı?, Yahudi toplumunun ve İsrail’in gelecekte liderliği nasıl şekillenecek?, Yarının tıbbı, Yahudi kimliği: Tecelli mi? Teceddüt ?, Dış Politika: Stratejik dilemmalar ve Ahlaki değerlendirmeler, Yahudiler ve Müslümanlar: Din problemin mi yoksa çözümün kalbinde?, Yahudi bir devletin içeriği ve anlamı nedir?, Haredi Yahudiler, İsrail’de alınan tarihi kararlar tüm Yahudileri mi yoksa yalnızca İsraillileri mi kapsar?, Pratikte inovasyon ve yaratıcılık, Global kurumların geleceği: Daha etkili bir dünya hükümeti mi yoksa var olan sistemin çöküşü ?, İsrail’de kadınlar için gerçek eşitlik, Avrupa, İsrail ve Yahudiler, İsrail ve Diaspora: Aliyah ve özel bir ilişki, Medeniyetler çatışmasıyoksa medeniyetler içi bir çatışma mı?, Yahudi geleneği yarının dünyasının şekillenmesinde nasıl bir role sahip? gibi konular pek çoğu eşzamanlı yürütülen panellerde uzman konuşmacılar tarafından masaya yatırıldı.

Ekopolitik Röportajları

İsrail Başkanlık Konferansı’na davet edilen ekopolitik.org dünyanın saygın bilim adamları ile röportaj yapma imkânını da buldu.

Ekopolitik.org 2007 yılında ekonomi dalında Nobel ödülü kazanmış olan, Çatışma Çözümü ve Game Theory (Oyun Teorisi) konusunda dünya çapında üne sahip University of Chicago profesörü Roger B. Myerson ile dünyanın çatışma coğrafyasını ve ünlü Hint lider Gandi’nin pasif direnişini konuştu.

Ekopolitik.org bir başka röportajı ise University of California profesörü ve Ortadoğu Kalkınma Merkezi Direktörü Steven L. Spiegel ile yaptı. 100’ü aşkın eser vermiş olan Spiegel “Yeni bir Dönemde Dünya Siyaseti”, “Dünya Siyaseti’nde Çatışma”, “Arap-İsrail Çatışması” başlıklı kitapları ile tanınıyor. Spiegel ile Batı’nın İran’ın nükleer sorununa nasıl yaklaşabileceğini konuşan ekopolitik Spiegel’e Amerikan başkanlık seçimlerinin potansiyel sonuçları konusundaki görüşlerini de sordu. Ekopolitik son röportajını Konferansı düzenleyen Yahudi Toplumunun Politika Planlama Enstitüsü (JPPPI)’nün kıdemli uzmanlarından Dr. Shalom Salomon Wald ile yaptı. Wald ile Türkiye-İsrail ilişkilerini konuşan ekopolitik iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihsel bağlamını masaya yatırdı.

Konferans’tan ‘Özel’ Notlar

•Ekopolitik adına birebir görüşme yaptığım Britanya Lordlar Kamarası üyesi ve Muhafazakâr Parti’nin Uluslararası Kalkınma & Dış İlişkiler sözcüsü Baroness Rawlings Konferans’tan aldığı güçlü tek mesajın “İran’ı bombalamak” olduğunu ifade etti.

•Eski Mossad direktörü ve İsrail Milli Güvenlik Konseyi’nin eski başkanlarından Efraim Halevy ise İsrail’in var olma hakkının herhangi bir insan hakkı tartışmasından daha öncelikli olduğunu söyledi.

•Keza bir başka birebir görüşmemde İsrail askeri istihbaratı eski şefi emekli tümgeneral Aharon Ze’evi Farkash Amerikan istihbarat örgütlerinin ortak olarak 2007 Aralık ayında İran ile ilgili olarak yayınladığı Ulusal İstihbarat Değerlendirmesi (NIE)’nin politik motivasyonlara sahip olduğunu ve amacın İran sorununu bir sonraki Amerikan yönetimine bırakmak olduğunu ifade etti.

(Ekopolitik org, 12-16 Mayıs 2008, Kudüs)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org