İfade Özgürlüğü ve ‘Türk’ Liberalizmi

Murat Sofuoğlu*

“İfade Özgürlüğü” konferanslarını ‘basma’ ve basmak isteyenleri ‘bastırma’ isteklerinden kurtulduğumuz zaman gerçek anlamda kendimizi ifade edebildiğimiz özgürlük ortamlarına da kavuştuğumuz vakit olacak.

Süreç Araştırma Merkezi olarak 26-27 Şubat tarihlerinde İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nin desteğinde ve genç hukukçu arkadaşlarımızın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz “İfade Özgürlüğü” konferansı sonrası medyamızın toplantıyı yansıtma biçimleri karşısında Ekopolitik’te yaptığımız çalışmalarımız aklıma geldi. Soldan ve sağdan bir yaylım ateşi altındaymışız gibi hissettim. Tarihi pek çok hadise ile dolu olan ve Türkiye’deki üniversiteler içinde belki en politize olmuş olanlarından ve kendimin de mezunu olduğu birinde böylesi başlıklı bir toplantı organize etmenin sorunlu olabileceğinin farkındaydık; ancak bir toplantının bu kadar yanlış aksettirilebileceğini tahmin edemezdik.

İsmimizin ortaya koyduğu varoluş nedenimiz olarak toplantıları bir süreç geliştirme olarak ele almamızın bir sonucu olarak Şubat toplantıları da 21 Nisan 2012’de yine İstanbul Üniversitesi desteğinde yine genç hukukçu arkadaşlarımızın öncülüğünde “Yeni Anayasa” başlıklı bir konferans organize etmemizle başlatılan sürecin bir devamıydı. Sacit Adalı, Mümtaz Soysal, Ufuk Uras ve Ayhan Bilgen gibi farklı kesimlerden gelen konuşmacılarımızla yaptığımız bu toplantılarımızı müteakip toplantılarımızda bulunan bir İletişim Fakültesi öğrencisi arkadaşımızın teklifiyle bu sefer “İfade Özgürlüğü” üzerine bir toplantı yapmaya karar vermiştik.

Yaklaşık 9 ay üzerinde çalıştığımız ve 2 gün boyunca sürmesini planladığımız toplantılarımıza her kesimden katılımcıları, akademisyen, gazeteci ve sivil toplumcu kimlikleri ile çağırdık. Aynı şekilde hükümet ve siyasi parti temsilcilerini de çağırdık. Çoğu siyasi parti temsilcisi gelemeyeceğini söylerken teyit veren kabinedeki iki bakanımız ise son anda gelemeyeceklerini bildirdiler. Ancak duyurularımız daha önceden yapıldığı için bakanlarımızı üniversiteye almamaya kararlı olduklarını söyleyen bazı üniversite öğrencileri gerekli tedbirleri almayı ihmal etmemişlerdi.

26 Şubat sabahı İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’ne geldiğimde her yerin polis kaynadığını fark etmemek mümkün değildi. Anlaşılan Emniyet’te tedbiri elden bırakmamaya kararlıydı. Kültür Merkezi önünde toplanan gençler “AKP’nin İfade Özgürlüğü” toplantısı olarak niteledikleri toplantıyı protesto ediyorlar ve bir yandan da içeri girip toplantıya katılmak istediklerini söylüyorlardı. Bu bir bakıma içeri girip toplantıyı yerinde protesto etme talebi miydi, yoksa biz protesto etmiş olalım davası mıydı; bunu tam anlayamadım. Ancak Hakkari’den Mersin’e ülkenin pek çok değişik lokasyonunda toplantı organize eden bir ekibin kültürel formasyonu ile katılımcı motivasyonu ne yönde olursa olsun insanları süreçlere dahil etmenin dışarıda tutmaktan iyi olduğuna inanıyorduk ve emniyet yetkilileri ile yaptığımız görüşmeler neticesinde protestocu öğrencilerin de içeri alınmasını sağladık.

Öğrenciler içeri girdiler ve konferansımız başladı, ancak bekleneceği üzere dışarıda konferansı protesto eden öğrenci arkadaşlarımız bu sefer içeride de konferansı protesto etmeye başladılar. Vaziyetin gitgide gerginleştiğine tanık olan organizatörleri temsilen toplantıları beraberce sürdüreceğimizi protesto tavırlı öğrencilere ilettim. Nihayetinde gelen öğrencilerin bir bölümü “forum” yapmak istediklerini söylediler ve biz de bu isteğe uyduk ve “forum”a katıldık. Forum sırasında her görüşten öğrenciler kürsüye gelerek konuşmalarını yaptılar; ki bunların kimi görüntüleri internet ortamında mevcuttur. Yaklaşık iki saat süren “forum süreci” sonrasında ilgili gruplar programın kaldığı yerden devam etmesi için konuşma masasını panelistlerimize bıraktılar. Oturumlar iki saatlik gecikme sonrası 12:15 civarında başladı ve 26 Şubat için düşünülen her iki oturum da konuşmacılarının katılımıyla gerçekleşti. Benzer şekilde II. Gün (27 Şubat) etkinlikleri olan iki panelimiz de planlanan saatlerde başlayıp hiçbir aksama olmaksızın gerçekleştirildi.

Tüm bunlar olurken toplantımız yoğun bir medya ilgisine mazhar oluyordu. Saf bir organizatör olarak medyamızın gergin anlar kadar TKP’li gençlerden tesettürlü hanım öğrencilere kadar pek çok üniversitelinin kendi üniversite kürsülerinden yaptıkları konuşmaları ile oluşan atmosferi ve sinirlerin tedrici bir şekilde yatışmasını da yansıtacaklarını umut ediyorduk. Ancak tabi “Burası Türkiye” nakaratını ülkede ne zaman iyi bir şey olsa onun süreklilik kazanamayacağının kötümserliğinin ifadesi olarak tekrarlayan zihniyeti doğrularcasına medyamız konferansın basılmasından iptal edilmesine kadar ne kadar gerçek dışı hal varsa birkaç istisna dışında bunları yansıtmayı tercih etti. Yıllarca “ifade özgürlüğü”nün mağduru olarak Türkiye’de yaşamak zorunda kalmış olan İsmail Beşikçi gibi bir sosyologumuzun geçmişte İmparatorluğa Hariciye Nazırlığı yapmış bir üniversitenin kültür merkezinde her şeye rağmen konuşabilecek duruma ülkenin geldiğini gösterecek tek bir kareyi dahi Türkiye’ye çok gördüler.

Toplantılara tüm kesimlerin katılmasını sağlamak noktasında –toplantıyı kendi algılamaları çerçevesinde protesto etmek isteyenler de dahil olmak üzere- maksimum özen, duyarlılık ve hassasiyeti organizatörler olarak “İfade Özgürlüğü” Konferansı düzenlemenin sorumluluğuna uygun olarak gösterdiğimizi düşünüyoruz. Konferansımızın oturumlarının transkripsiyonları en yakın zamanda yayınlanacak olup ilgili videolar da web sitemizde takibe açık hale getirilecektir.

Tüm bu süreçte şahit olduğumuz en ilginç garabetlerden biri ise konferansımız konuşmacılarından birinin –üstelik 21 Nisan 2012 “Yeni Anayasa” konferansının da konuşmacısı olan- köşe yazarı olduğu gazetesinde yazdıkları ile gerçekleşti. Mezkur yazar “ifade özgürlüğünün engellendiğini” gençlere söz vermekle üniversiteyi zorbalığa teslim ettiğimizi ima ediyor ve daha ileri gidip yaptığımızın özgürlüğü güvenliğe tercih etmek olduğunu yazıyordu. Halbuki kendisinin katılacağı oturum telefonda kendisine aynı gün belirttiğim gibi katılıma açıktı ve gazetenin emniyetli ortamında yazdıklarını kendi oturumunda söyleme imkanlarına her bakımdan sahipti. Ancak anladığımız kadarıyla kendi güvenlik anlayışını özgürlüğe tercih ettiği için gelmemeyi ve “geri dönmeyi” tercih etti. Bunu da anlayabiliriz; ancak toplantı sürecini “saldırganlığa “sorun çıkartmama” adına teslim olma” diye tanımlamak ve gençlerin “hukuk” tarafından dışarıya çıkarılmasını savunmak “Türk” usulü liberalizmin –gerçek liberallerimize sözümüz yok- sıkıştığı anda polis çağrısı yapmaya ne kadar hazır olduğunu göstermek bakımından manidardır.

II. Gün konuşmacılarımız arasında toplantıyı “AKP’nin İfade Özgürlüğü” adı altında protesto eden grubun konferans öncesi yayınladıkları bir bildiride özellikle “gerici” olmakla suçladığı bir örgütün, İHH’nın, temsilcisi Av. Gülden Sönmez vardı ve kendisi Kur’an ayetlerine atıf yaptığı çok da güzel bir konuşma yaptı. Son oturum konuşmacıları olan Av. Kezban Hatemi ve Doç. Dr. Ufuk Uras ise ilk günkü olaylara sebep olduğunu düşündükleri gençleri eleştirdiler ve hatta oturumun “soru-cevap” kısmında ilk günkü protestoda yer alan öğrencileri temsil eden bazı öğrencilerle de karşılıklı tartıştılar. Dolayısıyla mezkur yazar da dışarıdan özgürlük söylevleri vermek yerine yerinde özgürlüğü savunma işini yapabilecek durumdaydı.

Bütün bunların olabilmesi için devletin silahlı örgüt PKK ve liderleri ile müzakere ettiği bir ortamda mezkur yazarın “zorbalığa müsaade etme” olarak tanımladığı bizim karşılıklı medeni diyalog ortamını kuracak “süreçler geliştirme” dediğimiz bir prosedüre ihtiyaç var. Mezkur gençleri polisin gözetimi altında dışarıda tutmak ya da gergin bir ortam geliştiğinde derhal –yazarın sözde bireyi koruma saiki ile çağrısını yaptığın cinsten- polis gücüne başvurmak özgürlüğü güvenliğe tercih etmenin en trajik, acıklı ve kolay yollarıdır. Ancak sorumluluğu üstlenip hangi kesimden olursa olsun insanlar arasında süreçler geliştirme çabası daha zor olanıdır. Bu noktada organizasyon olarak zora talip olduğumuzu ve her bakımdan bu mesele ile ilgili her yönüyle çalışmalarımıza devam etmeye hazır olduğumuzun bilinmesini isteriz.

Bundan sonra inşallah gene genç arkadaşlarımız öncülüğünde her grubun temsilcilerini bir araya getiren toplantılar yapmaya devam edeceğiz ve böylelikle sopa ile taş ile yumurta ile diyalog kurma değil ama “söz” ile konuşma ile diyalog kurulabilecek daha medeni ve nezih ortamlara geçiş yapacak süreçler geliştirmeyi ve böylelikle şiddet kullanımını gereksizleştirecek ortamların yaratılması için elimizden geleni yapmayı ülkemize, insanlığımıza ve hakikate karşı bir vazife olarak gördüğümüzü ifade etmek isteriz.

Takdir ve değerlendirmeyi kamuoyunun maşeri vicdanına terk ediyoruz.

Murat Sofuoğlu SÜREÇ Araştırma Merkezi direktörüdür. (msofuoglu@surecanaliz.org)

Anahtar Kelimeler: 

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org