Ekopolitik ve Gizli Kuşatılmışlık

Ekopolitik’in son iki yıldır Kuzey Kıbrıs üzerine düzenlediği çalıştaylardan sonra ve özellikle 28 haziranda Girne’de “Gizli Kuşatılmışlık”: Kuzey Kıbrıs- II & Girne Durağı başlığı altında düzenlediğimiz çalıştaydan sonra medyada toplantılarımızla ilgili kimi yansımalar ve gözlemlere şahit olduk. Bunun dışında daha önce başka yerlerde yaptığımız toplantılarda olduğu gibi Prof. Vamık Volkan yönetiminde farklı kesimlerden ve çoğu zaman karşıt görüşlerden insanları biraraya getirdiğimiz toplantılarımızın içeriği, amaçları ve metotlarının tartışıldığını gözlemledik.

Ekopolitik Prof. Vamık Volkan’ın yönetiminde son iki buçuk senedir İstanbul’dan Hakkâri’ye Kuzey Kıbrıs’tan Kuzey Irak’a yurtiçinde ve yurtdışında pek çok toplantıya imzasını attı. Yaptığımız toplantıların sayısını şu an bu satırların yazarı dahi hatırlayamıyor; ancak 30’a yaklaştığını tahmin ediyor. İstanbul’da sonuncusunu 13 temmuzda yaptığımız Vamık Hoca’nın Ağaç Modeli’nin gövdesi olarak temayüz eden ülkesel çekirdek ekip toplantılarımızın yanında yerelde ağacın dalları olarak Mersin, Hakkâri, Malatya, Van ve Siirt’te toplantılar organize ettik ve bazı yerel toplantılarımızın ardıllarını da gerçekleştirdik. Şu an Mersin’de Ekopolitik bir istasyonunu da kurmuş vaziyettedir.

Çalışmalarımız medyada doğru ya da yanlış dokunduğu sinir uçlarının etki ve yayılma dalgaları hasebinde yer buldu ve Cumhurbaşkanımız da kendi alicenaplığının yanı sıra yaptığımız çalışmaları takdir ettiğini göstermek için de bizi 26 Ağustos 2010‘da makamında kabul etti. Koordinatörümüz Tarık Çelenk ve Vamık Volkan Hocamız defalarca kendisi ile çalışmalarımız noktasında bilgilendirmek için görüştü; kendisine desteği için de minnettarız. Ayrıca pek çok farklı adla anılan nihayet kamuoyunda genel olarak “demokratik açılım” olarak bilinen sürecin tam başlangıcında da zamanın İçişleri Bakanı Prof. Beşir Atalay’ın Vamık Hocamızı kabul ettiğini hatırlatmak isteriz. Bu noktada kendisi de bize önemli destekler verdi.

Türkiye-Kuzey Irak & Irak Kürdistanı rabıtasından, Türkiye’nin kimlik problemine, Kıbrıs Sorunu’na ve Türkiye’nin Kürt Sorunu’na kadar pek çok farklı alanda muhataralı meseleler üzerine toplantılar organize eden bir sivil toplum örgütünün ve düşünce kuruluşunun amaçları, motivasyonu, misyonu, kaynakları ve metotları tartışılabilir, eleştirilebilir ve sorgulanabilir. Kuşkusuz bundan daha doğal bir durum da olamaz. Ancak bu noktada ulusalcı-milliyetçi basından PKK’ya/ye yakın basına kadar pek çok medya kuruluşunun çalışmalarımıza son derece tuhaf yaklaşımlar sergilediğini ifade etme çaresizliğini yaşadığımızı söylemek isteriz.

Yukarıda eğilimleri birbiriyle uzlaşmaz görünen ve tamı tamına da bizim toplantılarımızda biraraya getirmeye çalıştığımız insanları temsil ettiğini düşünen bu basın kuruluşları yaptığımız çalışmaları CIA, Amerika, dış mihraklar, Özel Harekât Dairesi, MİT, vs. kuruluşlarla ve yapılarla ilişkilendirme konusunda birbiriyle yarıştılar. Toplantılarımızı Türkiye’de yükselen tüm gerginliklere rağmen sürdürme azmi içinde olduğumuz düşünülürse önümüzdeki günlerde bu yarışın kızışacağını beklemek şaşırtıcı olmasa gerek.

Bu arada içlerinde Türkiye’nin önde gelen psikiyatrlarının –Vamık Hocamızın Türkiyeli meslektaşları– olduğu kimi profesörlerden tutun, önde gelen kimi politikacılara kadar Vamık Hoca’nın gittiği ülkeleri böldüğüne dair sözler işittik ve yazılar okuma mertebesine ulaştık. Tabii Vamık Hoca’nın nelere kadir olduğunu görüp hayretlere duçar olduk. Hoca’nın gücü ve haşmeti karşısında gözlerimiz kamaştı.

Hoca’nın CIA tarafından Türkiye’nin Kürt Meselesi ve tabii ki ek olarak Kıbrıs meselesini de Amerikalılar ihmal etmeyeceği için çözüm için görevlendirildiğini defalarca okuduk. Hatta bu iddia sahiplerinden biri o kadar ileri gitti ki Hoca’nın İmralı’da Öcalan’la görüşmeleri bizzat yürüttüğünü yazdı. Dahası bunu PKK’ya/ye yakın ve Hoca yönetiminde olan ve olmayan pek çok toplantımıza katılmış çekirdek ekip mensuplarımızdan önde gelen bir kanaat önderi dahi ciddiye almış olmalı ki böyle bir şey olup olmadığını bu satırların yazarına sormak gereğini hissetti. Umarız bir gün Öcalan’ın kendisi de Devlet Bahçeli ve CIA direktörü Panetta ile birlikte toplantılarımıza katılabilir ve böylelikle kare tamamlanmış olur.

Tüm bu olan bitenlere rağmen uzun zaman böyle bir yazı yazmayı istemedim. İddialara cevap vermeye odaklanmaktansa çalışmalara yoğunlaşmanın daha doğru olduğunu ekip olarak düşündük. Ta ki Girne’de Kıbrıs ile ilgili bir toplantıyı düzenleyene dek. Toplantıyı geçen haziran sonunda 28 haziranda gerçekleştirdik. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki hatların gerginleşmesi karşısında Vamık Hoca’nın da Kıbrıslı oluşunun da etkisiyle toplantılar düzenlemeyi çok önceden düşünüyorduk.

İlk toplantımızı 4-5 Haziran 2009’da Lefkoşa’da Yakın Doğu Üniversitesi desteği ile gerçekleştirmiştik. Bu arada yaptığımız küçük toplantılar bir yanda tutulursa bu yaptığımız ikinci önemli toplantıydı. Toplantı öncesi KKTC Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Ana Muhalefet Lideri ve Türkiye Büyükelçisi ile de görüştük ve çalışmalarla ilgili kendilerini bilgilendirdik. Bazı eksiklik ve aksaklıklara rağmen toplantıların iyi geçtiğini düşündük. Pek çok katılımcının da ifade ettiği gibi 1974 sonrası Kıbrıs’a göç eden Türkiyelilerle Kıbrıslı Türklerin ilk defa bu toplantıda biraraya geldiği söylendi. Bunun dışında Türkiye karşıtı protestoları organize eden sendika liderinden tutun büyükelçilik mensubuna kadar pek çok farklı görüşten kanaat önderi de bu toplantıda birbirlerini duyma imkânına sahip oldu.

Toplantı sürecinde yaşadığımız sorunlardan biri Rum Kesimi’nde yaşayan Prof. Niyazi Kızılyürek’in çağrılmasıyla ilgili yaşandı. Kendisine toplantıya katılması için çağrı yaptık; ancak toplantıların danışmanı ve moderatörü Vamık Hocamız kendisinin Kuzey Kıbrıs’ta ya da Türkiye’de yaşamadığı için çağrılmamasının daha doğru olacağını ifade etti ve biz tabii ki üzülerek de olsa çağrımızı geri almak durumunda kaldık. Bundan dolayı kendisinden özür diledik ve şimdi tekrar dileriz. Ancak ifade etmek isteriz ki toplantıların formatı gereği bazen böyle düzenlemeler yapmak zorunda kalıyoruz; umarız kendisini bundan sonraki toplantılara çağırabiliriz.

Niyazi Hoca bu hadiseden sonra bunu yazacağını söyledi ve yazdı da. Yazı Vamık Volkan ve “Gizli Kuşatılmışlık” başlığını taşıyordu. Makale Niyazi Hoca’nın Kıbrıs Meselesi ile ilgili kendine özgü aforizmalarını içerdiği gibi Vamık Hoca’nın Kıbrıs Meselesi’ne bakış açısını da baştan sona eleştiren bir kurguya sahip olduğunu gözlemledik. Makalede Niyazi Hoca “Vamık Volkan federal çözüme karşı çıkıyor ve bulunacak çözümde ulusal komünitelerin birbirinden tamamen ayrı olmalarını istiyor” diyor. Niyazi Hoca’nın makalesi şöyle bitiyor: “Kısacası Vamık Volkan’ın ‘Türklerin Türklerle Anlaşması’ adına sarfettiği gayret Kıbrıslı Türkleri ‘Kıbrıslılık’ yanılsamasından uyandırmak –gerçekte böyle bir yanılsama yoktur–, veya kimlik karmaşasına son vermek için değil, Kıbrıslı Türkleri federal çözüm fikrinden uzaklaştırmak ve organik bir ulus anlayışıyla Türk ulusuna entegre etmek içindir. Bütün söyledikleri bu noktayı işaret ediyor ve bizde bunaTaksimin ikiz kardeşi anlamında Entegrasyon denir...”

Keza Niyazi Hoca’ya göre Ekopolitik’in düzenlediği çalıştaylarda “sorunsallaştırılan konular, yanıtı aranan sorular ve ortaya konan ‘çözüm reçetelerinin’ Vamık Volkan’ın ‘Kıbrıs okumalarının’ derin izlerini taşıdığı aşikârdır.” Niyazi Hoca’nın mezkûr makalesi 11 Temmuz 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayımlandı.

Ekopolitik ekibi olarak ertesi gün 12 Temmuz 2011’de bu sefer Aydınlık gazetesinde “CIA’nın ‘Birleşik Kıbrıs’ Operasyonu” başlığı altında yayımlanmış Mehmet Ali Güller imzalı bir başka makale ile karşılaşma bahtına erdik. Makale tuhaf bir şekilde Niyazi Hoca’nın bahsettiği aynı gün ve adlı Gizli Kuşatılmışlık-II çalıştayımızı konu ediyor ve Vamık Hoca’nın Kıbrıs Meselesi’ne olan yaklaşımını ele alıyor. Önceki tecrübelerimizde yaşadığımız tuhaflıklar noktasında özel bir yere sahip olduğu için ve Niyazi Hoca’nın makalesi düşünülürse çok garip çağrışımlar yaptığı için bu makaleden bazı alıntıları okuyucunun ilgisine sunmak isteriz.

Güller’e göre “Vamık Volkan, ‘Kürt Açılımı’ ile Türk ve Kürt’ü ayrıştırma faaliyetlerinden sonra, Kıbrıs Türkü ile Türkiye Türklerini ayrıştırma faaliyetine soyundu: 28 haziranda Girne’de, ekibiyle ve Kıbrıs katılımcılarıyla ‘Gizli Kuşatılmışlık-II’ çalıştayı düzenledi”. Güller makalesinin ilerleyen satırlarında ise çalıştay raporuna özellikle üç hususun TSK karşıtlığı, Kıbrıs Türkü ile Türkiye Türkü’nü karşı karşıya getirme ve din meselesinin yansıdığını yazıyor.

Daha sonra aynı adlı yazar “Türkler Rumlarla Yaşamaya Alışmalı”! başlığı altında bizim yani kendi tabiri ile “Prof. Vamık Volkan’ın ekibi”nin sorunları böyle sıralayıp “çözüm” için nasıl reçeteler önerdiğimize makalesinde yer veriyor:

“Türkiye kendi farklılıklarına gösterdiği toleransı Kıbrıslılara da gösterebilmelidir”, “Kıbrıs da dâhil olmak üzere, Türkiye’nin kendi ve dış meseleleriyle yüzleşememe ve Türk halkına bu meseleleri anlatamama sıkıntısı en kısa zamanda giderilmelidir”, “Kıbrıs Türkleri kendilerini Rumlarla birlikte yaşama fikrine alıştırmalı ve Rumlarla STK faaliyetleri içersinde bulunulmalıdır”, “Kıbrıs için federal bir çözüm bu hususları da çözme konusunda elzem rol oynamaktadır” (vurgu orijinal –MS), “Gelen 100 bin TC öğrencisine Kıbrıs tarihi öğretilmelidir”, “500 yıllık Kuzey Kıbrıs kimliğine saygı duyulmalıdır”, “Türk askerinin adadaki yüksek yetkisi yeniden tanımlanmalıdır” (vurgu orijinal –MS).

Tüm görüşlere yüksek saygı duymakla beraber Ekopolitik’in Kıbrıs ile ilgili yaptığı aynı gün ve yerde aynı insanlarla yapılan aynı adlı bir toplantıda hem federal çözümü ve Birleşik Kıbrıs fikrini hem de federal çözüme karşı çıkıp taksim ve entegrasyonu savunan ulusal komünitelerin birbirinden tamamen ayrı bir şekilde yaşamasını öngörecek bir çerçeve ortaya koyması mantıken mümkün değildir. İster Türkiye’de yaşayalım ister başka bir ülkede bu herkesin biraz hayal dünyasını fazlasıyla zorlayan bir sonuç olurdu.

Ekopolitik ister Kıbrıs’ta isterse Kuzey Irak/ Irak Kürdistanı’nda veya Türkiye’de –Kürt meselesi/ Güneydoğu sorunu başat konu olmak üzere– organize ettiği toplantılarda hiçbir katılımcısına birbirlerini aşağılayıcı konuşmalar yapmamak dışında sınırlamalar koymamakta ve belirlenen müzakere konularını da mümkün oldukça açık ve geniş tutmaya çalışmaktadır. Toplantılarımıza katılan tüm katılımcılarımızın da bildiği gibi konuşmacılar müzakere konuları dışındaki konularda da söz alabilmekte ve konuşabilmektedirler. Ekopolitik mezkûr toplantılarını farklı görüşlere sahip farklı kesimlerden gelen konuşmacılarımızın karşıt düşüncelerini aynı toplantılarda birbirlerine karşı samimi bir ortamın mümkün oldukça hâkim olduğu bir ortamda ifade edebilmeleri ve katılımcılar arasında sağlıklı bir diyalogun oluşabilmesi için düzenlemektedir.

Buna karşın toplantılarımızı takip eden insanların yukarıda örneklenmeye çalışıldığı gibi çalışmalarımızdan birbirinden bu kadar uzak ve karşıt sonuçları çıkartabilmelerinin fenemonel bir durum olduğunu Ekopolitik olarak da kabul ediyoruz.

Ancak tüm tarafların yüksek müsaadesi olursa bu işte bir tuhaflık olduğunu da söylemek isteriz. Her ne olursa kendi şahsi görüşlerini nötr olma uğruna söylemekten mümkün oldukça kaçınmaya çalışan birisi olarak kendime bu nokta itibariyle bir istisna tanımak istiyorum.

Ekopolitik, toplantılarını şu ya da bu görüşün sözcülüğünü yapmak için organize etmiyor. Hakikat hangi taraftan gelirse gelsin onun ortaya çıkması, temerküz ve tekemmül etmesi için toplantılarını organize ediyor. Sorunların ancak bu şekilde hakiki bir çözüme kavuşacağına inanıyor. Bu yüzden çözüm reçeteleri de kendi önerilerinden oluşmuyor, ama biraraya getirdiği, farklı görüşlerden gelen tarafların “çözüm reçeteleri” oluyor. Bu şekilde toplantıların sonunda ortaya çıkan öneriler kuşkusuz birbirine karşıt yanlara sahip olabilecektir; çünkü karşıt görüşteki insanları biraraya getiren bir toplantının katılımcılarından gelmektedir. O yüzden toplantıyı dışarıdan takip eden kimi görüş sahiplerinin yukarıda ayrıntılı bir dökümü verilmeye çalışılan şekilde toplantılar ve toplantıların sonuçları ile ilgili olarak farklı algılamalara sahip olabilmeleri bir ölçüde normaldir ve doğaldır.

Ancak Ekopolitik’in toplantılarını şu ya da bu yaklaşımın güdümünde olmak noktasında tanımlamak Ekopolitik toplantılarının kendi kavramsal bütünlüğünü kavrayamamanın doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ekopolitik bu durumu hiç de doğal karşılamamaktadır.

(Taraf, 02.09.2011)

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org