Çin’le İlişkilerin Yeniden Yapılandırılması

Otuz-kırk yıldır küresel ekonomik sistem, Amerika’nın kabul edilmiş hakimiyetine dayalıydı. Amerika’nın tüketim mallarına duyduğu iştahla katlanan büyük likidite akışı, Çin’e büyük miktarlarda doların akmasını sağlarken; bunun karşılığında da Çin daha fazla satın alım yapabilmemiz için bize kredi tedarik ediyordu. Ufak risklerde sürekli küresel büyüme kaydettiği görünen sistemin sırlarını öğrenmek amacıyla Çin, kriz öncesinde ABD’ye onlarca uzman göndermiş ve Amerikan’ın büyük mali kurumlarına yatırım yapmıştı.

Ekonomik kriz bu güveni sarstı. Çinli ekonomi patronları yıllar boyunca yaptıkları birikimlerin, Amerikan mali sistemi nedeniyle, potansiyel olarak yıkıcı etkileri olabilecek dalgalanmalara maruz kalabildiğini fark etti. Hazine yatırımlarının değerini korumayı ve ihracat temelli ekonomisini ayakta tutmayı amaçlayan Çin, neredeyse bir trilyon doları bulan hazine varlıklarını büyük oranda elinde tutmak zorunda hissediyor kendini.

Bu durumun kaçınılmaz sonucu ise Çin ve ABD’de karşımıza çıkan belirsizlikler. Bir yandan, iki ekonomi de giderek artan oranlarda birbirine bağımlı hale geliyor. Çin’in esas çıkarları, istikrarlı ve büyüyen bir ABD ekonomisini gerektiriyor. Öte yandan ise, Çin’in, Amerikan kararlarına olan bağımlılığını azaltması gerekiyor. Amerika’da yaşanabilecek enflasyonun veya deflasyonun, Amerika için olduğu kadar Çin için de korkulu bir rüya haline gelmesi, iki ülkeyi eşgüdümlü ekonomi politikaları yürütmek zorunda bırakıyor. Amerika’nın en büyük alacaklısı olması hasebiyle, ABD’nin deneyimlerinde Çin’in ekonomi bağlamında eşi görülmemiş bir etkisi var. Aynı zamanda, iki ülkede de, değişik boyutlarda bağımsız karar alabilme imkânını artırma arzusu var.

Çin’in bazı adımları da bu eğilimi yansıtıyor. Çinli yetkililer, ABD’ye kamusal ve özel tavsiyelerde bulunma noktasında, kendilerini önceki dönemlerden daha serbest hissediyorlar. Çin; Hindistan, Rusya ve Brezilya’yla kendi para biriminde ticaret yapmaya başladı. Çin Merkez Bankası başkanının, ‘kademeli olarak münavebeli bir rezerv para birimi oluşturulması’ önerisi ise başka bir örnek. Amerikalı birçok ekonomi uzmanı bu fikri ciddiye almasa da, başkanın önerisi o kadar çok ortamda gündeme geliyor ve Çin kendi projelerini öyle sağlam bir sabırla takip ediyor ki, bu önerinin ciddiye alınması gerekebilir. Muhalif politikaların etkisine girmemek için, Çin’in ekonomi alanında küresel bazlı karar alma sürecindeki etkisini artırması gerekiyor.

Genel kanıya göre, Çin daha fazla, Amerika da daha az tüketmeye başladığında dünya ekonomisi canlılığını yeniden kazanacak. Fakat iki ülkenin de aynı reçeteyi uygulaması, siyasi çerçeveyi kaçınılmaz olarak değiştirecektir. Çin’in Amerika’ya yaptığı ihracatın azalması ve Çin harcamalarının daha fazla tüketim ile altyapı harcamalarına yönelmesi farklı bir ekonomik düzenin doğmasına neden olacaktır. Komşu ülkelerin Çin pazarına olan bağımlılığının artması hasebiyle Çin’in siyasi etkisi artarken; Çin’in Amerikan pazarına olan bağımlılığı azalacak. Yeni bir dünya düzenin şekillendirilmesi sürecinde yapılacak siyasi iş birliği, ticari kalıplardaki değişimi giderek daha fazla telafi etmelidir.

Uzak geleceğe ilişkin ortak bir tanımın bulunması kolay değil. Tarihsel olarak Çin ve Amerika, kendi gündemlerini tek taraflı olarak oluşturabilen hegemonik güçler. Hareket özgürlüklerini kısıtlayabilecek eşitlik üzerine kurulu sıkı ittifaklara veya istişareye alışkın değiller. İttifaklara dahil olduklarında da, liderliğin bunlara ait olduğu, önceden kabul edilen bir gerçekliktir. Herhangi bir ittifak içerisinde, yeni yeni ortaya çıkan Çin-Amerikan ortaklığında söz konusu olamayacak bir baskınlık sergilerler.

Çin-Amerikan ortaklığına ilişkin girişimlerin başarılı olabilmesi için, Amerikalı liderler, Soğuk Savaş’ın oyun metninde yer bulan çevreleme politikasının yeniden uygulamaya konulmasına ilişkin baştan çıkartıcı çağrılara kulak tıkamalıdır. Çin, Amerika’nın hegemonya kurmaya dönük var olduğu iddia edilen planlarını boşa çıkarma amacı güden bir siyaset yürütmekten kaçınmalı ve bu amaca hizmet edecek bir Asya bloğu oluşturma tutkusuna kapılmamalıdır. Amerika ve Çin, yüzyıl önce İngiltere ve Almanya’yı, dostken, küresel bir savaşta karşı karşıya getirip iki milletin de kanını emen süreci tekrarlamamalıdır. Böylesi bir gelişmenin nihai kurbanları; ortak bir gelecek vizyonu gerektiren enerji, çevre, nükleer silahların yayılmasını önlemeye ilişkin çalışmalar ve küresel ısınmaya karşı yürütülen mücadele gibi küresel konular olabilir.

Başka bir uç noktada bulunanlar ise, ABD ve Çin’den müşterek bir G-2’nin oluşturulmasını istiyor. Halbuki böylesi zımni bir Çin-Amerika dünya hükümeti, ne bu iki ülkenin, ne de dünyanın yararına. Kendini dışlanmış hisseden ülkeler, tam da evrensel bir bakış açısının gerektiği günümüz koşullarında sert bir milliyetçiliğe doğru sürüklenebilir.

Amerika’nın 1950’lerdeki en büyük katkısı, Atlantik bölgesinin eşi benzeri görülmemiş ayaklanmalarla mücadele edebilmesi için gerek duyulan kurumların oluşturulmasında öncü rolü üstlenmiş olmasıdır. O ana kadar ulusal düşmanlıkların hüküm sürdüğü bir bölgede, ortak kader anlayışının benimsenmesini sağlayan mekanizmalar hayat buldu. Önlemlerin tamamı aynı derecede başarılı olamasa da, sonuçta daha müşfik bir dünya düzeni kurulabilmişti.

21. yüzyıl, çağımıza uygun kurumsal bir yapı gerektiriyor. Pasifik’e sınırı olan uluslar, İkinci Dünya Savaşı’ından çıkan Avrupa ülkelerindekinden daha güçlü bir milli kimlik duygusuna sahip. Bu ülkeler klasik güç dengesi politikalarının 21. yüzyıl versiyonuna kaymamalıdır. Bilhassa, Pasifik’in farklı yakalarında karşıt blokların oluşturulması çok tehlikeli olabilir. Uluslararası ilişkilerin çekim merkezi Asya’ya kayarken ve Amerika hegemonyadan uzak fakat liderlikle uyum gösteren yeni bir rol üstlenirken; bizim Amerika ve Çin’in yakın işbirliğine dayanan; fakat aynı zamanda da Pasifik’e sınırı olan diğer ülkelerin kendi hedeflerine ulaşabilmesine imkan tanıyacak derecede kapsamlı bir Pasifik inşasını ortaya koyan bir bakışa ihtiyacımız var.

Bülten Aboneliği

 
 

İletişim

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org