Türkiye'nin Koruculuk Sistemi ve "Çözüm Süreci"

I

SÜREÇ ARAŞTIRMA MERKEZİ olarak Geçici Köy Koruculuğu (GKK) Sistemi ve “Çözüm Süreci” projesini; barış ve huzur ortamının ülkemizde ve bölgemizde tesis edilebilme imkanlarının oluşturulması bakımından tarihi ve kritik bir evre olarak içinde bulunduğumuz “Çözüm Süreci”nde gerçekleştirmenin anlamlı olduğunu düşündük. Çünkü Türkiye’nin en önemli meselesi olarak hep gündemde olan Kürt Meselesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan ve silahlı mücadeleyi yöntem olarak benimsemiş olan PKK’ya/ye karşı mücadele amaçlı devlet tarafından yapılandırılan GKK sisteminin mevcut durumunu anlamanın silahsızlanmanın sağlanması bakımından Çözüm Süreci ile ilgili kritik bazı sorunların tespitine yardımcı olacağını düşündük.

Bu bağlamda son projemizinekibimiz tarafından Kürt Sorunu üzerine gerçekleştirilen daha önceki çalışmalarını takip eden çizgisi ve “Çözüm Süreci” içinde gerçekleştirilmesi çerçevesi dahilinde pek çok önemli bulguya ulaştığını düşünüyoruz.[1] Bunların ilki projenin ana çerçevesini çizen GKK Sisteminin “Çözüm Süreci” içinde mevcut durumunu anlamaya dönük bağlama bakıldığında kendini belirginleştiren bir dilemmaya işaret etmektedir. Bu dilemma daha önceki bir başka aynı konuyla ilgili çalışmada da vurgulanan ismi geçici ama kendisi kalıcı bir sistemin varlığı ile kendini ortaya koymaktadır.[2]

Türkiye Geçici Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Orhan Kandemir bu dilemmaya şöyle işaret ediyor: “30 yıldır devam eden bir sistem ama hep geçici deniyor. Neden Geçici? Neden geçmiyor? Evet… İsminin önünde “GEÇİCİ” sıfatı olmasına rağmen bu kadar uzun süreli kalıcı hale gelmiş, dünyadaki tek sistem olma özelliğine sahiptir.”[3] Bu soruların cevaplarını araştırmak belki de sistemin Hamidiye Alayları’na kadar geri giden Osmanlı geçmişi de düşünüldüğünde Türkiye’deki sistemin Kürtler ve Kürt Sorunu karşısındaki kararsız ikircikli yapısını ortaya koyacak ve mevzubahis dilemmanın boyutlarını anlamaya yardımcı olacaktır.

Türkiye sisteminin terör örgütü olarak tanımladığı PKK karşısında bir bakıma kendine yakın olduğunu düşündüğü Kürtleri örgütlemek ya da kendine yakın olup olmadığını[4] tespit amaçlı kurduğu paramiliter bir örgütlenmeye koyduğu isim bu yapılanma içinde yer alacakların statüsü ile ilgili olarak sahip olunan kafa karışıklığını ortaya koyması bakımından ilginçtir. Bu belirsizlik projenin saha çalışmaları boyunca karşımıza çıkan ve korucuların sürekli şikayet ettikleri SSKlarının dahi olmayışları, emeklilik haklarının daha yeni verilişi gibi pek çok hususta kendini açığa çıkartmaktadır.

Korucular bir ihbarda bulunurcasına “devlet kaçak işçi çalıştırıyor” diye bu durumu ifade ediyorlar. Kuşkusuz sistemin özünde mündemiç olan belirsizlik korucuların kız kaçırmadan, tecavüze, gasp ve hırsızlıktan adam öldürmeye ve faili meçhullere kadar suçlandıkları pek çok eylemin gerçekleşmesine imkan veren boşluklar oluşturmaktadır. Korucuların bu tür suçlara karışanlarının neredeyse tamamının devletin resmi görevlileri ile beraber ya da devlet görevlilerinin göz yumması ile bu eylemleri gerçekleştirdikleri vakidir

Mezkur dilemmanın derinliğinde Türkiye’nin Osmanlı geçmişine de uzanan Kürtlerle yaşadığı güven sorununun önemli bir rol oynadığı açıktır. Bu güven sorunu hakim siyasi sistemin Kürtlerle kurduğu ilişkilere damgasını vurmaktadır. II. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alayları’nın önde gelen kimi komutanları daha sonra siyasi iktidarın kendilerine yönelik değişen politikaları çerçevesinde bu sefer muhalif ya da asi olarak tanımlanmışlardır.[5] Bunların en önemli örneklerinden biri aynı zamanda I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusunun Doğu cephesinde önemli görevler almış olan Cibranlı Albay Halit Bey’dir. Cibranlı Halit Bey daha sonra Şeyh Said isyanının askeri veçhesinin hazırlanmasında kritik rol oynayan Azadi örgütünün kuruculuğunu ve başkanlığını yapmıştır.[6] Kendisi aynı zamanda Şeyh Sait’in kayınbiraderidir.[7]

Böylesi bir arkaplanda yükselen “Geçici Köy Koruculuğu” sistemi bu noktada Hamidiye Alayları’nda olduğu gibi siyasi sistemin Kürtlerle olan güven ilişkisinin yeni bir sorunsalı olarak karşımızdadır. Bu sorunsalın siyasi sisteme hakim olanların egemen Kürt politikasını bir bakıma değiştirme sinyali verdikleri “Çözüm Süreci” bağlamında yeni bir teste tabi olduğu da açıktır. Hamidiye Alayları örneğinde yaşandığı gibi hakim siyasi sistemin yapısı değiştiğinde uygulanan kimi politikalarda değişime uğramaktadır. II. Abdülhamit rejiminin yerini alan İttihat Terakki iktidarı Abdülhamit’in Hamidiye Alayları politikasında kimi değişikliklere gitmiştir ki bunlar özellikle Cumhuriyet’in kurulmasıyla beraber yukarıda bazı örnekleri verilen bu alayların kimi önemli liderlerinin siyasi pozisyonlarında radikal değişiklikler oluşturacak ciddi bir takım sonuçlara neden olmuştur.

Benzer bir durumun Cumhuriyet tarihinin hakim müesses yapısına muhalefeti ile bilinen AK Parti iktidarının bir bakıma rejimin mevcut Kürt politikasını değiştirmeye dönük olarak uygulamaya soktuğu ve PKK ile müzakereye imkan veren “Demokratik Açılım” (2009-2011) ve “Çözüm Süreci”(2013-..) programlarında ortaya çıkması muhtemeldir. PKK’ye/yakarşı mücadele amaçlı kurulmuş ve 30 yıl boyunca bu mücadelenin içinde yer almış olan koruculara değişen politikanın kendileri açısından ne tür sonuçlar doğurabileceği konusunda kapsamlı bir program önermeden ve belli güvenceler vermeden mevcut süreci yürütmenin çok yönlü ve boyutlu ciddi riskler oluşturduğu ortadadır. Görüştüğümüz korucuların çoğu kendi toplumsal ve ekonomik statüleri ve gelecekleri bakımından ciddi kaygılar içindedir ve bu kaygıların hükümet ve devlet tarafından acilen giderilmesini beklemektedirler.

Bu kaygılar bir yandan korucuların “Çözüm Süreci”ne yaklaşımlarında sorunlar oluştururken diğer yandan kendilerinin devlet tarafından terk edildiği gibi bir izlenime sahip olmalarına da belli bir ölçüde neden olmaktadır. Hemen hemen istisnasız bütün korucular “Çözüm Süreci”ne kan dökülmemesi bakımından olumlu yaklaşmaktadırlar. Ancak bu yaklaşım rezervlidir ve çekinceler ihtiva etmektedir. Bazıları bu durumu sürecin tek taraflılığına bağlayıp süreç boyunca öldürülen korucubaşlarına dikkat çekiyorlar.[8] Daha kaygılı olanlar ise durumu bir “Çözüm Süreci” olmaktansa “tehdit süreci” olarak tanımlamaya kadar gidiyorlar.[9] Bazıları ise sürecin samimiyetinden duyduğu kuşkuyu izhar ederek hakikiliğini sorguladı ve “Çözüm Süreci”nin “hileli” olduğunu mevzubahis edilen barışın “yalan barış” ve “göz boyama” olduğunu ifade ettiler.[10]

            Herkes mevzide bekliyor; ama barış istiyoruz diyorlar.[11]

Korucuların haklarını alması için dağaçıkmaları gerektiğini soranlar da oldu.[12] Bu kaygıların PKK ile belli bir anlayışa kavuşmuş olan korucuların yaşadıkları yerlerde nispeten azaldığı da gözlemlenmektedir.

Kuşkusuz yarı şaka yarı ciddi ifade edilen bu dağ meselesi en azından Hamidiye Alayları tecrübesinden beri siyasi sistemin Kürtlerle kurduğu ilişkinin paradoksal yapısına bir kez daha dikkat çekmektedir. Türkiye siyasi sisteminin Kürtlerle kurduğu ilişkilerin kaybeden ve kazananlarındaki dengesizlik meselenin bir tarafına çözüm getirme çabasının başka taraflarda yaralar açmaya matuf yoğun bir potansiyel taşıdığı ortadadır. Bu dengesizliğin bir zamanlar bölgenin etkili devlet yanlısı korucubaşlarını Kürt siyasi hareketi ile işbirliği yapmak noktasına getirdiği de ortadadır.[13] Bu durum bir yandan böylesi aşiret reisleri ya da korucubaşlarını kendi saflarına kabul edip etmeme noktasında Kürt hareketini tereddüde sevkederken diğer yandan devletin ve hükümetin de Kürt hareketi ile birlikte hareket etmeye karar veren böylesi bölgesel liderlere karşı net bir politika oluşturmasına engel olmaktadır.

Genel olarak gözlemlenen Kürt hareketinin bu liderlere kapıyı açık tutarken devletin de bu aşiret liderlerinin kontrolü altında olan ve hem BDPli hem de korucu olmaya devam eden GKKlara karşı göreceli bir müsamaha gösterdiğidir. Bu tür vaziyetler Kürt sorununun karmaşıklığı kadar bölgesel realitelerin zor denklemini de su yüzüne çıkartmaktadır. Sonuç olarak bu tür hallerin “Çözüm Süreci”nin ilerleyen safhalarında 1980 ve 90lı yıllarda GKK sistemi ile siyasi sistemin bölgeye getirmeye çalıştığı yeni ittifak düzeninin radikal değişimlere uğrayabileceğinin işaretlerini verdiği söylenebilir.

Bu çerçevede siyasi sistemin PKK ile geliştirilen “Çözüm Süreci”nde hareketin Türkiye sınırlarında silahsızlandırılmasını sağlama noktasında sürdürülen müzakere sürecinde GKK sistemine ne olacağına ve korucuların da nasıl ve hangi safhada silahsızlandırılacağına dair de ciddi bir perspektife sahip olması sürecin dengeli yürütülmesi bakımından elzemdir. Bu dengenin sağlanabilmesi için siyasi sistemin Osmanlı’dan bu yana Kürtlerle yaşadığı güvenbunalımını ve sorununu külli olarak çözecek insan haklarına ve sivil-eşit demokratik vatandaşlığa dayanan ve tüm kesimleri ikna etmeye matuf kapsamlı bir barış projesi geliştirmesi gerçek çözümün sağlanması bakımından kritiktir. Ancak böylesi bir yol bu projede kendini belirginleştiren mezkur tarihi dilemmayı çözme kapasitesine sahiptir.

II

Bu dilemma çerçevesinde tartışılması icap eden ve bir bakıma devletin Kürtler arasındaki çelişkilerden faydalanması kadar PKK eylemlerinden de kaynaklanan Kürt coğrafyasındaki kimi aşiretlerin kolektif olarak aşiret önde gelenlerinin kararları sonucu korucu olmaları noktasıdır. PKK dağlarda silahlı mücadeleye başlamasını müteakip gerilla mücadelesinin yapısı icabı mücadele ettiği devletin silahlı güçlerinin erişim sağlaması en güç olan sınır hattını ve korunması en güç olan dağ köylerinin bulunduğu mıntıkaları kendine hedef seçmiştir. PKK’nin/nınsilahlı mücadeleyi başlattığı zamanların özellikle ilk evrelerinde bu mıntıkalarda kontrolü sağlamak ve bölge halkı nezdinde temsil kabiliyeti kazanmak için köy baskınları yaptığı bilinmektedir. Bu süreçte bu amaçlar çerçevesinde özellikle Şırnak-Hakkari dağ ve sınır hattında bulunan kimi aşiretlerin önde gelenlerine karşı PKK’nin/nınyaptığı saldırıların bu aşiretlerin kolektif bir kararla korucu olmasında etkili olduğu gözlemlenmektedir.

Jirqi aşireti daha korucu olmadan aile fertleri sürekli evden alıkonuyorduPKK de Hogir diye biri vardı, hangi köye geldiyse ileri gelenleri alıp öldürüyorduSonra bir kişinin daha yaylada boğazının kesildiğini gördük. Hogir 4 kişi daha aldı ve onlara dedi ki gelin konuşalım; ama onları götürüp bağlayıp yaktı. Jirqi aşireti birbirine sahip çıkan bir aşirettir, sonra hepimiz bir araya geldik ve korucu olmaya karar verdik. İşte Jirqiler bu mücadele için korucu oldu. O zaman Hogir bizi de almaya çalıştı, ama ben tahmin etmiştim bizi öldüreceğini ve tedbirimizi almıştım.[14]

Şırnak merkezde Tatar ailesinin kasrına karşı PKK’nın/nin yaptığı saldırı da benzer sonuçlar üretmiştir.

Apocular çıktı dediler, ben lise ikideyken. Bir gece babamla otururken ajans haberleri izlerken, birden silah seslerini duyduk ve aşağı mahalleye gittik. Her tarafta kan vardı. Kendi akrabalarımdı hepsi yerde yatanlar. Kuzenim, amca çocuklarım ve bir tane de misafir vardı. O da öldürülmüştü. O zamanlar buralarda otel olmadığından insanları biz ağırlıyorduk. Suçsuz bir insan öldürüldü. Aile büyüğümüz bu olayları görünce, biz de korucu olmaya karar verdik. Biz yıllardan beri bu topraklar için savaşmış bir aileyiz, aileydik. Bu olaydan sonra aile olarak gidip başvurduk devlete korucu olmak için.[15]

Devlet ise PKK’nin/nın korunması en güç olan bu sınır ve dağ hattında tutunmasını engellemek için PKK’nin/nın eylemlerinden de faydalanarak Korucu sistemini bölge halkına kabul ettirmeye çalışmış ve bu hatta bulunan köylere ve aşiretlere korucu sistemini kabul ettirme politikasını aktif bir şekilde uygulamıştır. Koruculuğu kabul etmeyen köyler ise boşaltılmıştır ve çoğu zaman kullanılamaz hale gelmesi için de yakılmış ve yıkılmıştır. Boşaltılan kimi köylere ise koruculuğu kabul edenler yerleştirilmiştir. Devlet uyguladığı bu politika ile sınır ve dağ hattında PKK’nin/nın etkinliğini sınırlamak istemiştir.

Projemiz saha çalışmaları pek çok noktada Türkiye’nin 90lı yıllar boyunca geliştirdiği Koruculuk sisteminin yerleştirilmesine paralel köy boşaltma politikasının başarısız olduğunu göstermektedir. Devletin bu köyleri boşaltarak PKK etkisini bölge halkı nezdinde zayıflatmak ve bölge güvenliğini sağlamak amaçlarının, tam tersi sonuçlar oluşturduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Köyleri boşaltılan halk ya ilçe ya da şehir merkezlerine ya da İstanbul, İzmir ve Mersin gibi büyükşehirlere akın etmiştir. Sonuçta bu zorunlu göçe maruz kalan Kürt ailelerinin büyük çoğunluğunun mevcut ancak kendine yeten ekonomik durumları daha da kötüleşmiş ve oluşan mağduriyet hissinin faili olarak devlet görülmüştür. Ayrıca bu köy boşaltmalarını yapan devlet görevlilerinin genel olarak halka davranış biçimleri ve çoğu zaman uygulanan zalim yöntemler Kürt halkının hafızasında derin yaralar oluşturmuştur. Şimdi pek çok şehrimizin varoş nüfuslarını oluşturan zorunlu göç mağduru bu en fakir Kürtler PKK’nin/nın en kızgın sosyal tabanı olarak öne çıkmaktadır. Başka bir deyişle devlet bu köyleri boşaltarak bu nüfusu PKK’den/dan uzaklaştırmaya çalışmışsa tam tersi sonuçların oluştuğu ortadadır.

Diğer yandan salt bir askeri güvenlik perspektifinden bakıldığında bu köylerin boşaltılmasıyla devlet mezkur bölgenin güvenliğini sağlayabilmiş midir? Sahada bizzat korucularla yapılan görüşmeler boşaltılan sınır köylerinin çoğunun PKK etkisi altında hatta geçmişte belde statüsünde olan kimilerinin PKK denetiminde olduğunu ortaya koymaktadır.[16] Bu cihetten de devletin 90lı yıllardaki köy boşaltma politikalarının başarısız olduğu açıktır

PKK ise yukarıda bazı örnekleri verilen köy baskınları ve saldırıları ile ilgili olarak kendine göre bir özeleştiri geliştirme yaklaşımı içindedir. Kandil’deki PKK liderlerinden Cemil Bayık yaptığı son röportajlarından birindeGeçmişte yaptığınız, ama bugün pişman olduğunuz bir olaya örnek verebilir misiniz?” sorusuna cevap olarak “Örneğin, Türkiye’de köy korucularına karşı takındığımız tavır” demiştir.

Bir kongremizde bu kişilerin isimlerini açıklama kararı almıştık. Ancak bugün, bir zamanlar bize karşı düşman gibi olan köy korucularının çoğuyla şimdi irtibat halindeyiz. Şimdi      bizi destekliyorlar. Hatalarımızdan ders çıkardık.[17]

III

Yukarıda sözü edilen dilemmanın Koruculuk sistemi ile ilgili ortaya koyduğu başka bir boyut araştırmamız boyunca gözlemlediğimiz çoğu zaman üstü kapalı ifadelerde kendini ortaya koyan ama bazen de açıkça ifade edilen “değersizlik hissi”dir. Kuşkusuz ismi “geçici” olan bir sisteme dahil olan, SSKları olmayan ve emeklilik hakları daha yeni temin edilen korucuların devlet tarafından kullanılıp kullanılmadıkları konusunda kafaları karışıktır.

Buradaki BDPliler “devlet sizi limon gibi sıktı. Sizi kullanıyor ve sizi işiniz bitince çöpe atacak” diyorlar.[18]

Aynı korucu kendi durumlarını bir tür “sahte okey” gibi gördüğünü de ifade ediyor.[19] Başka bir korucu ise kendilerine “ispiyoncu” denildiğini ifade ediyor.

Fakat halkın bir kısmı sizi kabullenemiyor.  Bize sürekli ispiyoncu deniliyor.  Devlet de tam sahip çıkmıyor.  Korucunun şehidi bile tam şehit değildi, daha yeni son zamanlarda düzeldi bu. Bu halkın içinde korucu olmak çok zor.[20]

Bir başka korucu ise bu durumu görev tanımlarının belirsizliği ile ifade etti. Kendilerine köyü koruyacakları başta devlet tarafından söylendiği ancak daha sonra pek çok şeyin yaptırıldığı keza çoğu korucu tarafından ifade edilen noktalardan biriydi.

Biz köy değil dağ korucusuyuz. Bize ilk korucu olduğumuzda birçok şey söylenmemişti. Koruculuk köleliktir.[21]

Dolayısıyla korucuların yoğun bir şekilde raporumuzun XII. bölümüne ismini veren bir “arada kalmak” psikolojisini yaşadığı açıktır. Statüleri sözde “geçici” olmasına karşın kendilerine özde herşey yaptırılan ama sonuç olarak kimseye kendini tam olarak kabul ettiremeyen ya da “yaranamayan” bir grup olarak kendilerini görüyor gibidirler. Korucu olmayanlar da bu durumun fazlasıyla farkındadırlar.

Biz korucu ve PKK ile beraber yaşarız. Korucularla biraz zor olabilir. Çünkü toplum içinde dışlanmışlar. Biz askerin yanına gittiğimizde bize iyi davranıyorlar. Çay veriyorlar; fakat bir korucu geldiğinde ona köpek gibi davranıyorlar.[22]

Bu arada kalış ve kendini kabul ettirememe durumunun sistemin kendisinden kaynaklandığına dair yoğun bir eleştiri de vardır. Devletin baştan beri sözünü ettiğimiz Kürtlerle kurduğu ilişki yapısının Hamidiye Alayları’na kadar geri giden ikircikli karakterinin oluşturduğu dilemma Türkiye’nin Kürt Sorunu’nun temellerine işaret ettiği kadar devlet politikalarının ülkenin ihtiyaç duyduğu toplumsal mutabakat ve uzlaşma ortamının kurulmasına da engel olduğunu ortaya koymaktadır. Saha çalışmalarında konuştuğumuz insanların ister korucu isterse korucu olmasın bu durumu bir “fitne” olarak tanımlamaları anlamlıdır.

Devlet halkın içine fitne sokuyordu. Bunlar Apocu bunlar bölücü deyip halkı birbirine düşürüyordu. Korucu olmaktan memnun değilim; bazı konularda kendimden nefret ediyorum.[23]

Koruculuk fitne gibidir. Bu korucu sistemi olmasaydı barış ortamı sağlanırdı. Korucular Kürtlerden seçiliyor, böylece Kürdü Kürde kırdırıyor ve barış gelmiyor. Koruculuk sistemi yüzünden hayatım perişan oldu.[24]

IV

Bu “fitne” ortamında insanlar hayatlarının anlamlarını sorguluyor ve belki de çoğu zaman yaşamlarını değersiz buldukları için kendilerini çaresiz hissediyorlar. Bu noktada PKK’nin/nın Kürt kimliğinin onurlu bir şekilde inşası yoluyla hayata anlam veren ve değer kazandıran çare olarak Türkiye’nin Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerinde kendini ortaya koyduğu açıktır.[25] Bu çerçevede düşünüldüğünde devletin PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan müzakereler temelinde Kürt politikasını değiştirmeye yönelik olarak geliştirdiği Demokratik Açılım (2009-2011) ve Çözüm Süreci (2013-…) programları Osmanlı geçmişinden beri kendi Kürt nüfusuyla devletin yaşadığı dilemmayı çözmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Bu Başbakan Davutoğlu’nun son zamanlarda atıf yaptığı siyasi sistemin kendi iç “restorasyon”unu sağlaması bakımından da büyük önem taşımaktadır.[26]

Bu PKK lideri Öcalan’ın İmralı’dan gönderdiği ve son Diyarbakır Newrozunda okunan ve çoğu yorumcu tarafından bir silahsızlanma çağrısı olarak da algılanan mesajı çerçevesinde değerlendirildiğinde de önemli implikasyonlar taşımaktadır. Türkiye ve bölgedeki çatışmanın ve Kürtler arasına devlet tarafından sokulan“fitne”nin, yani Kürdü Kürde kırdırmanınsona ermesi ve silahın sorunlar çerçevesinde devre dışı kalması bakımından Öcalan’ın çağrısı aynı zamanda tarihidir. Öcalan’ın çağrısında “revizyon, restorasyon ve yeniden inşa”dan bahsetmesi[27] devletin Kürt dilemmasını çözmesi noktasında bir karşılıklılığın oluştuğunu göstermesi bakımından da manidardır.

Umarız benzer kelimeleri çatışmanın karşı kutuplarında yer alan liderlerin kullanması Kürt Sorununun “Çözüm Süreci”nin taraflar ve toplumlar arasında gerçek bir mutabakat ve uzlaşmanın gelişme zemininin güçlü varlığına işaret etmektedir.[28] Sorunlarımızı silahın devre dışı kaldığı bir ortamda, diyalog ve konuşma yoluyla çözme seviyesine ulaşmak sanırız ülkede yaşayan herkesin ortak dileğidir.

Saha çalışmalarımızın ilginç duraklarından biri Van’ın Erciş ilçesinin Ağrı sınırına yakın Kırgız köylerinden biri olan Ulupamirlerdi. Afganistan’daki çatışmadan kaçarak Türkiye’ye geldiğini söyleyen Kırgız kökenli korucubaşı muhatabımız bir başka çatışmanın içinde kendini bulduğunu söylerken yağmurdan kaçarken doluya yakalanan bir insan konumundaydı.[29] Çok farklı coğrafyalarda farklı nedenlerden dolayı çatışma yaşamış Kırgız korucunun silahla ilgili analizi de oldukça yol göstericidir. “Silah şiddettir, şeytandır. Biz bunu taşıdığımız sürece Şeytan bizimle beraberdir.”[30] Bu minvalde hemen hemen bölgedeki herkesin silahın devre dışı kaldığı bir yaşamı hayal ettiğini söylemek gereksizdir.

GKK Sistemi ve “Çözüm Süreci” Projesi ile GKK Sistemi’nin mevcut durumunu bizzat saha çalışmalarının verileri çerçevesinde ortaya koyarak bir bakıma “Çözüm Süreci”ne ve genel olarak çözüme katkı sağlamak, Kürt sorununun çetrefilli yapısına, silahsızlanma sürecinin zorluklarına dikkat çekmek ve aktörlerin pozisyonlarındaki yenilikleri gözler önüne sermeye çalıştık. Çalışmanın “Çözüm Süreci”nin silahsızlanma safhasına geçilmesi noktasında GKK Sisteminin farklı bölgelerdeki farklı haller ve uygulamalar göz önüne alınarak nasıl dönüştürüleceği ve PKK’nin/nın silahsızlanması sürecinde korucuların da silahsızlandırılmasının nasıl sağlanacağı konusunda önemli ve yol gösterici analizler içerdiğini düşünüyoruz.

Son olarak 7 Haziran seçimlerinin işbirliğini zorunlu kılan siyasi tablosu çerçevesinde ve 2015 Newrozu çağrısının ufkunda silahsızlanmanın ve Türkiye’nin “restorasyon ve yeniden inşası”nın sağlanması için önümüzdeki günlerin kritik öneme sahip olduğunu vurgulamak isteriz. 

(Süreç Analiz, Temmuz-Ağustos, 12. Sayı)

 


[1] Proje Sabancı Üniversitesi-İstanbul Politikalar Merkezi ve Açık Toplum Vakfı'nın destekleri ile gerçekleşme imkanı buldu. Ayrıntılı bilgi için bkz.

[2]  Şemsa Özar, Nesrin Uçarlar ve Osman Aytar (2013), Geçmişten Günümüze Türkiye’de Paramiliter Bir Yapılanma Köy Koruculuğu Sistemi, Diyarbakır: DİSA, s. 87.

[3]  Orhan Kandemir (2012), Korucuların Çözüm Süreci İçerisindeki Sıkıntılarını ve Özlük Hakları İçin Yapılması Gereken Hususlar, Ankara: s. 1.

[4]  Ya da yakın olmasını sağlamak için.

[5]Özar, 2013, s. 32

[6]Martin Van Bruinessen (2004), Ağa, Şeyh, Devlet, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 411-412

[7]Özar, 2013, s. 33

[8]02.12.2014 Hakkari Şemdinli. Erkek. Korucu.

[9]11.11.2014 Şırnak İdil. Erkek. Korucu.

[10]16.11.2014 Mardin Midyat. Erkek. Korucu.

[11]A.g.e.

[12]25.11.2014 Van Erciş. Erkek. Korucu.

[13]24.11.2014 Van Başkale. Kadın. Belediye Yöneticisi.

[14]29.11.2014 Hakkari Kırıkdağ. Erkek. Korucubaşı.

[15]7.11.2014 Şırnak Merkez. Erkek. Korucubaşı.

[16]1.12.2014 Hakkari Yüksekova. Erkek. Korucubaşı.

[17]Cemil Bayık: Barış olursa Türkiye’ye dönerim, Türkiye güzel, 5 Ocak 2015, http://www.taraf.com.tr/politika/cemil-bayik-baris-olursa-turkiyeye-donerim-turkiye-guzel/  Bu haber Alman Die Zeit gazetesinin Bayık ile yaptığı röportajın çevirisi niteliğindedir.

[18]16.11.2014 Mardin Midyat. Erkek. Korucu.

[19]A.g.e.

[20]26.11.2014 Van Merkez. Erkek. Korucu.

[21]23.11.2014 Van Çatak. Erkek. Korucubaşı.

[22]23.11.2014 Van Çatak. Erkek. İşçi.

[23]23.11.2014 Van Çatak. Erkek. Korucubaşı.

[24]23.11.2014 Van Çatak. Erkek. İşçi.

[25]Ayla Yazıcı (2012), Hakkari’de Yaşayan İnsanların Ruhsal Ortamlarının Psikoanalitik Olarak Değerlendirilmesi(İstanbul), Yayınlanmamış. Raporun özeti için bkz. https://t24.com.tr/media/editorials/files/hakkari%20raporu%2024_7_2010(1).doc

[26]“’Restorasyon’” programda”, 27 Ağustos 2014, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27083332.asp

[27]“Öcalan’dan “revizyon, restorasyon ve yeniden inşa çağrısı”, 21 Mart 2015, http://www.soldefter.com/2015/03/21/ocalandan-revizyon-restorasyon-ve-yeniden-insa-cagrisi/

[28] Murat Sofuoğlu, “AK Parti-PKK Hattı”, 19 Ekim 2014, http://www.surecanaliz.org/makale/ak-parti-pkk-hatti

[29]25.11.2014 Van Erciş Ulupamirler. Erkek. Korucubaşı.

[30] A.g.e.

Subscribe Newsletter

 
 

Contact

Sinan Paşa Mah. Şehit Asım Cad. No:2 Koç Han Kat:4 Beşiktaş/İstanbul
Tel & Fax:+90 212 259 2045
Email: surecanaliz@surecanaliz.org